Kamboçya'da Kızıl Khmer rejiminin kötü şöhretli infaz merkezi S-21'den sağ kurtulan nadir isimlerden ressam Bou Meng, 85 yaşında hayata gözlerini yumdu. Ölüm haberi, 1975-1979 yılları arasında Khmer Rouge'un iktidarı sırasında Tuol Sleng olarak bilinen hapishaneye gönderilen on binlerce kişiden yalnızca birkaçının hayatta kaldığı gerçeğini bir kez daha gündeme getirdi.
Hayatta kalma mücadelesi ve S-21'in dehşeti
Bou Meng, Phnom Penh'deki S-21 hapishanesine gönderilen 14.000'den fazla kişiden biriydi. Buraya gönderilen erkek, kadın ve çocukların neredeyse tamamı işkence gördü ve idam edildi. Ancak Bou Meng, resim yeteneği sayesinde hayatta kalmayı başardı; rejimin propagandası için portreler yapmak zorunda bırakıldı.
1979'da Vietnam'ın Kamboçya'yı işgali sırasında hapishaneyi terk eden az sayıdaki kişiden biri oldu. Daha sonra, Kızıl Khmer rejiminin kurbanlarının anısını yaşatmak için çalışan Tuol Sleng Soykırım Müzesi'nde resimler sergiledi. Bou Meng, 2009 yılında S-21'in komutanı Kang Kek Iew'un (Duch) yargılanması sırasında tanıklık ederek, yaşadığı korkunç deneyimleri uluslararası kamuoyuna aktardı.
Kızıl Khmer'in soykırım mirası
Kızıl Khmer rejimi, Pol Pot liderliğinde iktidara geldikten sonra ülkeyi yeniden şekillendirmek için şehirleri boşalttı, entelektüelleri hedef aldı ve “Yeni Kamboçya” adına milyonlarca insanı çalışma kamplarına gönderdi. Tahminlere göre, 1975-1979 arasında yaklaşık 1,7 milyon kişi öldü. S-21 ise bu vahşetin en sembolik mekanlarından biri olarak tarihe geçti.
Bou Meng'in ölümü, soykırımın tanıklarının giderek azaldığı bir dönemde, geçmişle yüzleşmenin önemini yeniden hatırlatıyor. Kamboçya'da hâlâ Kızıl Khmer dönemine ilişkin tam bir yargılama ve tazmin süreci tamamlanmış değil; kurban yakınları ve insan hakları örgütleri, adaletin sağlanması için çabalarını sürdürüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, uluslararası toplumun geçmişte yaşanan insan hakları ihlalleriyle yüzleşme pratiğinin önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Türkiye, insan hakları evrensel bildirgesine taraf bir ülke olarak, geçiş dönemi adaleti ve soykırım tarihi konularında uluslararası dayanışmanın güçlenmesine katkıda bulunabilir. Ancak bu haberin Türk dış politikasına doğrudan bir etkisi bulunmamakta; daha çok küresel insan hakları bağlamında bir hatırlatma niteliği taşımaktadır.