Kenya'nın verimli ve serin yaylaları, İngiliz sömürgeciler tarafından 'Beyaz Yaylalar' olarak adlandırılmış ve yalnızca Avrupalı yerleşimcilere ayrılmıştı. Yerel halkın atalarından zorla alınan bu topraklar, bugün hâlâ çok uluslu çay şirketlerinin elinde. Yeni bir belgesel, yerinden edilen toplulukların torunlarının bu topraklar için verdiği hukuki ve siyasi mücadeleyi konu alıyor. Kenya'nın merkezindeki yaylalarda yaşayan binlerce kişi, atalarının topraklarından koparıldıkları için tazminat ve toprak iadesi talep ediyor.
Gelişmenin Arka Planı: Sömürge Mirası ve Toprak Gasbı
İngiliz sömürge yönetimi, 20. yüzyılın başlarında Kenya'nın verimli yaylalarını 'Beyaz Yaylalar' ilan ederek yerli halkı bu bölgelerden zorla çıkardı. Özellikle Kikuyu, Nandi ve Maasai gibi topluluklar, atalarının yüzyıllardır yaşadığı topraklardan sürüldü. Bu topraklar, İngiliz yerleşimcilere dağıtıldı ve büyük çay, kahve ve süt çiftlikleri kuruldu. Kenya'nın 1963'te bağımsızlığını kazanmasının ardından, bu toprakların önemli bir kısmı yeni kurulan devlete veya çok uluslu şirketlere devredildi. Bugün, dünyaca ünlü çay markaları (örneğin, Unilever'in sahip olduğu ekim alanları) hâlâ bu bölgelerde faaliyet gösteriyor.
Yerinden edilen toplulukların torunları, onlarca yıldır topraklarının iadesi için mücadele ediyor. 2010 anayasası, tarihsel toprak adaletsizliklerini tanısa da, pratikte tazminat ve iade süreçleri yavaş ilerliyor. Belgesel, bu mücadelenin hem hukuki hem de duygusal boyutlarını gözler önüne seriyor. Topluluk liderleri, 'Bize tecavüz ettiler' diyerek yaşadıkları travmayı ifade ediyor. Belgesel, Kericho ve Nandi bölgelerinde çekilen görüntülerle, çay plantasyonlarının ortasında yoksulluk içinde yaşayan ailelerin hikâyelerini anlatıyor.
Çok uluslu şirketler, genellikle yasal olarak toprakları satın aldıklarını veya kiraladıklarını savunuyor. Ancak yerel halk, bu anlaşmaların sömürge döneminde zorla imzalatıldığını veya geçersiz olduğunu belirtiyor. Kenya hükümeti ise, tarihsel adaletsizlikleri kabul etmekle birlikte, özel mülkiyet hakları ve yatırım ortamını korumak arasında sıkışmış durumda. Belgeselin yönetmeni, 'Bu sadece Kenya'nın değil, tüm sömürgecilik geçmişi olan ülkelerin sorunu' diyerek evrensel bir çağrı yapıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: İklim Adaleti ve Sömürgecilik Sonrası Hak Arayışları
Kenya'daki toprak mücadelesi, küresel iklim adaleti tartışmalarıyla da yakından ilişkili. Çay plantasyonları, geniş arazilerde tek tip ürün yetiştiriciliği yaparak biyoçeşitliliği azaltıyor ve iklim değişikliğine karşı direnci düşürüyor. Yerel halk, atalarının topraklarına döndüğünde daha sürdürülebilir tarım uygulamaları yapacaklarını savunuyor. Ayrıca, bu mücadele dünya genelinde benzer sömürge sonrası toprak gasbı mağdurları için emsal teşkil ediyor. Güney Afrika, Zimbabwe ve Namibya gibi ülkelerde de benzer davalar sürüyor.
Uluslararası af kuruluşları ve insan hakları örgütleri, Kenya hükümetine ve çok uluslu şirketlere çağrıda bulunarak, tarihsel adaletsizliklerin giderilmesi için adımlar atılmasını istiyor. Birleşmiş Milletler'in sömürgecilik karşıtı bildirgeleri ve yerli halkların haklarına dair sözleşmeler, bu tür talepleri destekliyor. Ancak, egemen devletlerin iç işlerine karışmama ilkesi ve yatırım anlaşmaları, süreci karmaşıklaştırıyor. Belgesel, bu küresel dinamikleri de izleyiciye aktarıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kenya'daki toprak gasbı ve çok uluslu şirketlerin sömürge mirası üzerinden yürüttüğü ekonomik faaliyetler, Türkiye'nin Afrika açılımı ve küresel adalet söylemi açısından önemli dersler içeriyor. Türkiye, son yıllarda Afrika ülkeleriyle ticari ve diplomatik ilişkilerini güçlendirirken, sömürgeci geçmişi olmayan bir aktör olarak farklı bir konumda. Bu tür davalar, Batılı şirketlerin itibarını zedeleyebilir ve Türk yatırımcılar için alternatif iş modelleri sunabilir. Ayrıca, iklim adaleti ve tarihsel sorumluluk tartışmaları, Türkiye'nin çevre politikalarında ve uluslararası platformlarda savunduğu 'adil geçiş' ilkesiyle örtüşüyor. Türkiye, bu tür mücadelelere destek vererek yumuşak gücünü artırabilir.