Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, göreve geldiği Temmuz 2024'ten bu yana kamuoyunda ciddi bir itibar kaybı yaşıyor. Ekonomik kriz, sağlık sistemindeki çöküş ve göçmen politikalarındaki belirsizlikler nedeniyle eleştiri oklarının hedefi haline gelen Starmer, 'iyi niyetli ama yön duygusundan yoksun' bir lider olarak tanımlanıyor. İşçi Partisi'nin 14 yıllık Muhafazakâr iktidarın ardından zaferle çıkmasını sağlayan Starmer, şimdi kendi partisi içinde bile sorgulanıyor.
Gelişmenin arka planı: Starmer'ın vaatleri ve gerçekler
Starmer, seçim kampanyasında 'değişim' ve 'güven' söylemleriyle öne çıkmıştı. Ancak iktidara geldikten sonra, özellikle kamu harcamalarında kemer sıkma politikalarına yönelmesi, seçmenlerde hayal kırıklığı yarattı. Eski bir insan hakları avukatı olan Starmer, Brexit sonrası ekonomik toparlanmanın yavaş ilerlemesi ve Avrupa Birliği ile ilişkilerdeki tıkanıklık nedeniyle de eleştiriliyor. Özellikle Kuzey İrlanda Protokolü konusunda AB'ye verdiği tavizler, Birleşik Krallık'ın egemenliğini zedelediği gerekçesiyle muhafazakâr çevrelerden sert tepki topladı.
İç politikada ise Starmer, sağlık sektöründeki reform vaatlerini gerçekleştirememiş, Ulusal Sağlık Sistemi'ndeki (NHS) kriz derinleşmiştir. Göçmen politikalarında ise Ruanda ile yapılan sığınmacı anlaşmasını iptal etmesi, hem insan hakları savunucuları hem de göçmen karşıtı gruplar tarafından eleştirilmiştir. Bu kararsız tutum, liderlik vasıflarının sorgulanmasına yol açmıştır.
Bölgesel ve küresel boyut: Britanya'nın itibar kaybı
Starmer'ın dış politikada izlediği yol da tartışma konusu. Ukrayna'ya verdiği destek devam etse de, Orta Doğu'da İsrail-Filistin çatışmasında net bir tutum sergileyememesi, Birleşik Krallık'ın uluslararası alandaki etkisini azaltmıştır. Özellikle Gazze'deki insani kriz karşısında İsrail'e silah satışını durdurmaması, Birleşmiş Milletler ve insan hakları örgütlerinin tepkisini çekmiştir. Ayrıca, ABD ile ilişkilerde de bir denge arayışı içinde olan Starmer, hem Başkan Joe Biden yönetimiyle uyumlu bir çizgi izlemeye çalışmış hem de Brexit sonrası bağımsız bir ticaret politikası oluşturmakta zorlanmıştır.
Avrupa Birliği ile ilişkilerde ise Starmer, 'yeniden katılım' kapısını aralamamakla birlikte, ticaret engellerini azaltmaya yönelik adımlar atmıştır. Ancak bu girişimler, hem Muhafazakârlar hem de İşçi Partisi içindeki Brexit yanlıları tarafından 'ihanet' olarak nitelendirilmiştir. Bu durum, Starmer'ın siyasi tabanını daraltmış, partisinin anketlerdeki desteğini %30'lara kadar düşürmüştür.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Starmer'ın zayıf liderliği, Birleşik Krallık-Türkiye ilişkilerini doğrudan etkilemese de dolaylı sonuçlar doğurabilir. Brexit sonrası Türkiye ile ticaret anlaşmasını güncelleme süreci yavaşlamış, savunma sanayi iş birliğinde ise belirsizlik artmıştır. Ayrıca, Starmer'ın Yunanistan ile Ege ve Kıbrıs konularında daha dengeli bir politika izleme çabası, Türkiye'nin bölgedeki çıkarları açısından kısa vadede olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Ancak, Britanya'nın iç istikrarsızlığı, küresel bir aktör olarak etkisini azalttığı ölçüde, Türkiye'nin Batı ile ilişkilerinde alternatif arayışlarını hızlandırabilir.