Myanmar'ın Arakan eyaletinden kaçmaya çalışan 24 yaşındaki futbolcu Siraz Ullah, ailesine gönderdiği son ses kaydında “Bu hayata daha fazla dayanamıyorum” dedi. Ullah, askeri cuntanın, isyancı grupların ve suç örgütlerinin saldırılarından kurtulmak için hayatını riske attığı deniz yolculuğunda kaybolan yüzlerce Rohingya mülteci arasında. Uluslararası göç örgütleri, geçtiğimiz hafta sonu Bengal Körfezi'nde batan iki teknenin en az 500 kişinin ölümüne yol açtığını ve kayıpların çoğunun kadın ve çocuk olduğunu bildirdi. Ullah'ın ailesi, kendisinden haber alamadıkları için endişeli.
Rohingyaların kaçış mücadelesi: Şiddet ve umutsuzluk
Ullah, akrabalarına gönderdiği ses kaydında, ordu ve Budist milliyetçi grupların saldırılarına maruz kaldığını, evlerinin yakıldığını ve işkence gördüğünü anlattı. “Artık burada yaşayacak bir yer kalmadı. Her gün ölüm korkusuyla yaşıyorum” dedi. Ailesi, onun da aralarında bulunduğu yaklaşık 300 kişinin bindirildiği teknenin Bangladeş'e doğru yola çıktığını ancak bir fırtınada battığını öğrendiklerini söylüyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), olayla ilgili olarak “Bu, son yılların en ölümcül deniz felaketlerinden biri” açıklamasını yaptı.
Rohingya Müslümanları, Myanmar'da 2017'de başlayan ve BM tarafından “soykırım” olarak nitelendirilen şiddet dalgasından bu yana kitlesel olarak göç ediyor. Bangladeş'teki kamplarda yaklaşık bir milyon mülteci yaşıyor. Ancak son dönemde Arakan Ordusu ile Myanmar ordusu arasındaki çatışmalar ve gıda kıtlığı, binlerce kişiyi tekrar tehlikeli deniz yolculuklarına itiyor.
Uluslararası toplumun kayıtsızlığı
Bu son felaket, bölgedeki mülteci krizinin derinleştiğini ve uluslararası toplumun yeterli önlem almadığını gözler önüne seriyor. Tayland, Malezya ve Endonezya gibi ülkeler, mülteci teknelerini geri çeviriyor veya karaya çıkmalarına izin vermiyor. İnsan hakları örgütleri, bu politikaların insanlık dışı olduğunu ve daha fazla ölüme yol açtığını belirtiyor. Myanmar'da ise askeri cunta, mültecilerin geri dönüşü için güvenlik koşullarının sağlanmadığını kabul etmiyor.
Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu bazı ülkeler insani yardım sağlarken, mültecilerin korunmasına yönelik kalıcı bir çözüm bulunamıyor. BM, krize ilişkin kapsamlı bir eylem planı çağrısında bulunuyor ancak Myanmar'da siyasi çözüm olmadıkça bu göç dalgalarının devam edeceği tahmin ediliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin insani diplomasi açısından hassasiyetini bir kez daha ön plana çıkarıyor. Türkiye, geçmişte Rohingya krizine yönelik insani yardımlarıyla öne çıkmış ve bölgedeki istikrarın sağlanması için Myanmar'daki taraflarla diyaloğu teşvik etmiştir. Ancak bu tür felaketler, uluslararası toplumun mülteci krizlerine karşı ortak ve etkili bir politika geliştiremediğini gösteriyor. Türkiye'nin, BM nezdinde mültecilerin korunması için daha güçlü bir inisiyatif alması ve bölgesel işbirliğini artırması beklenir. Ayrıca, Türkiye'de barınan yaklaşık 3,6 milyon Suriyeli mülteci ile benzer bir trajedinin yaşanmaması için uluslararası toplumun daha vicdanlı davranması gerektiği vurgulanmalıdır.