Almanya'da 2015'te 10 hastayı öldürdüğü gerekçesiyle müebbet hapis cezasına çarptırılan eski hemşire Niels Högel hakkında, bu kez 40 yeni ölüm vakasıyla ilgili soruşturma başlatıldı. Kuzey Almanya'daki Oldenburg Savcılığı, 42 yaşındaki Högel'in 2003-2005 yılları arasında görev yaptığı Delmenhorst Kliniği'nde yaşanan şüpheli ölümlerin incelendiğini ve bu vakalardan 40'ının cinayet şüphesiyle soruşturma kapsamına alındığını duyurdu. Högel, daha önce de Oldenburg'daki başka bir kliniğe yönelik ikinci bir soruşturma dalgasıyla karşı karşıya kalmıştı. Savcılık sözcüsü, söz konusu vakaların tamamının hastalara yüksek dozda ilaç enjekte edilerek gerçekleştirilmiş olabileceğini belirtti. Yetkililer, dosyaların incelenmesinin aylarca sürebileceğini ifade ediyor.
Kan donduran olaylar zinciri
Niels Högel, 2005 yılında Delmenhorst Kliniği'nde çalışırken meslektaşları tarafından şüpheli davranışları fark edilmesi üzerine gözaltına alınmıştı. İlk duruşmada, 10 hastayı kalp durmasına yol açan ilaçlarla öldürdüğünü itiraf etmiş, ancak daha sonra ifadesini değiştirerek bazı olayları hatırlamadığını söylemişti. Mahkeme heyeti, Högel'i 10 ayrı cinayet ve 27 cinayete teşebbüs suçundan müebbet hapis cezasına çarptırmıştı. Alman medyasında "Katil Hemşire" olarak anılan Högel'in, görev yaptığı dönemde yüzlerce hastaya ölümcül enjeksiyonlar yapmış olabileceği, soruşturma sırasında ortaya çıkmıştı. Emekli doktorlar ve sağlık görevlilerinin ifadeleri, bazı hastaların durumunun beklenmedik şekilde kötüleşmesinin ardından Högel'in görev aldığı vardiyaların sıklıkla ölümlerle sonuçlandığını ortaya koymuştu.
Uzmanlar, Högel'in eylemlerini "resüsitasyon başarısı" olarak adlandırılan bir sendromla açıklamaya çalıştığını, yani kalp masajı ve müdahale ile hastaları kurtardığında kendini kahraman hissettiğini belirtiyor. Bu tür vakalara Almanya'da daha önce de rastlanmış, ancak Högel'in vakası ülke tarihinin en kapsamlı sağlık cinayeti soruşturmalarından biri haline gelmişti. Olayların ardından Almanya sağlık sisteminde denetim eksiklikleri tartışılmış, hastanelerde şüpheli ölümlerin bildirilmesi için yeni protokoller oluşturulmuştu. Delmenhorst Kliniği yönetimi, dönemin ihmallerinden dolayı kamuoyundan özür dilemiş, ancak hastane yetkililerinin olayları örtbas ettiğine dair iddialar uzun süre gündemde kalmıştı.
Küresel boyut ve sağlık güvenliği
Niels Högel vakası, Almanya sınırlarını aşan bir sağlık güvenliği skandalı olarak uluslararası kamuoyunda yankı buldu. Benzer vakalar, örneğin İngiltere'de 2015 yılında bebek katili olarak yargılanan hemşire Lucy Letby'nin davası, sağlık çalışanlarının güvenilirliği ve hastane içi denetim mekanizmalarının yetersizliği konusunda küresel bir tartışma başlatmıştı. Almanya Sağlık Bakanlığı'nın yaptığı açıklamada, bu tür olayların önlenmesi için hastane içi izlemelerin artırılması ve şüpheli ölümlerin bildirilmesi zorunluluğunun getirildiği belirtilmişti. Avrupa Birliği de benzer sağlık güvenliği standartlarının oluşturulması için üye ülkelerle ortak çalışmalar yürütüyor. Ancak uzmanlar, hastane yöneticilerinin itibar kaygısıyla olayları gizleme eğiliminde olduğunu ve bu durumun farklı ülkelerde tekrar edebileceğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu vaka, Türkiye'de sağlık sisteminin denetim mekanizmalarını akla getiriyor. Her ne kadar doğrudan Türkiye'yle ilişkili olmasa da, küresel sağlık güvenliği bağlamında önemli dersler çıkarmak mümkün. Türkiye'de hastanelerde benzer suistimallerin önlenmesi için bağımsız denetim kurulları ve şüpheli ölüm bildirim sistemlerinin güçlendirilmesi gerektiği ortaya çıkıyor. Özellikle özel hastanelerin sayısının arttığı bir dönemde, etik standartların ve cezai yaptırımların sıkılaştırılması kritik önem taşıyor. Almanya'nın bu olaydan çıkardığı dersler, Türk sağlık politikalarına rehberlik edebilir. Ancak konunun Türkiye'ye doğrudan bir yansıması bulunmamakta, daha çok global bir sağlık etiği tartışmasına katkı sağlamaktadır.