Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcısı Karim Khan, İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonlarına ilişkin savaş suçu soruşturması yürütme cesareti gösterdi ve bu nedenle görevden uzaklaştırılmaya çalışılıyor. Khan'ın, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında tutuklama emri talebinde bulunması, uluslararası toplumda büyük yankı uyandırdı. Ancak bu girişim, özellikle Batılı ülkelerin ve İsrail'in baskılarıyla karşılaştı. Şimdi, UCM'nin iç yapısındaki siyasi çekişmeler ve dış müdahaleler ışığında, Khan'ın görev süresinin tehlikeye girdiği belirtiliyor.
Gelişmenin Arka Planı
Karim Khan, 2021 yılında UCM Başsavcılığına seçildi ve göreve başladığından bu yana Filistin topraklarındaki savaş suçlarını araştırmayı öncelikli hedeflerinden biri olarak belirledi. 2024 yılında, 7 Ekim 2023 tarihinde başlayan Gazze savaşında işlenen savaş suçlarına ilişkin soruşturma kapsamında Netanyahu ve Gallant için tutuklama emri başvurusunda bulundu. Bu karar, uluslararası hukukun üstünlüğünü vurgulayanlar tarafından memnuniyetle karşılanırken, İsrail ve müttefikleri tarafından sert bir şekilde eleştirildi. ABD yönetimi, UCM'nin İsrail üzerindeki yargı yetkisini reddederek Khan'a yaptırım uygulanması çağrısında bulundu. Bu baskılar, UCM'nin içinde de bir bölünmeye yol açtı ve bazı üyelerin Khan'a karşı güven oylaması yapması için zemin hazırladı.
Khan'ın görevden alınmasına yönelik girişimlerin arkasında, İsrail'in uzun süredir yürüttüğü lobi faaliyetleri ve uluslararası kurumları etkileme çabaları olduğu değerlendiriliyor. İsrail, UCM'nin Filistin topraklarındaki soruşturmalarını başlattığı 2015 yılından bu yana mahkemeye baskı yapıyor. Khan'ın tutuklama emri başvurusu, İsrail'in bu baskılarını yoğunlaştırmasına neden oldu. Özellikle, UCM'nin önceki başsavcısı Fatou Bensouda döneminde başlayan soruşturmalar, İsrail tarafından "siyasi bir cadı avı" olarak nitelendirilmişti. Khan'ın bu soruşturmaları devam ettirmesi ve hızlandırması, onu hedef haline getirdi.
Khan'ın görevden alınması girişimi, UCM'nin bağımsızlığı ve güvenilirliği konusunda da ciddi bir test olarak görülüyor. Eğer Khan görevden alınırsa, bu durum, uluslararası hukukun zayıflatılması ve büyük güçlerin baskısıyla kurumların işlevsizleştirilebileceği mesajı verebilir. Bu, özellikle benzer insan hakları ihlalleri yaşanan diğer bölgelerdeki mağdurlar için caydırıcılığı azaltacaktır.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Khan'a yönelik baskılar, yalnızca İsrail-Filistin meselesiyle sınırlı değil. Bu durum, uluslararası toplumun iki kutuplu bir yapıya bölündüğünü gösteriyor. Batılı ülkelerin çoğu İsrail'in yanında yer alırken, Türkiye başta olmak üzere birçok Orta Doğu ülkesi ve küresel güney, UCM'nin soruşturmasını destekliyor. Bu ayrım, Gazze'deki sivil ölümlerin ve insani krizin boyutuyla birlikte değerlendirildiğinde, uluslararası hukukun uygulanmasındaki çifte standart algısını güçlendiriyor.
Öte yandan, Karim Khan'ın görevden alınması girişimi, UCM'nin yapısında reform yapılması gerektiğini de gözler önüne seriyor. Mahkemenin güçlü devletlerin yargı yetkisini tanımaması, onu sürekli olarak siyasi saldırılara açık hale getiriyor. UCM'nin kuruluş anlaşması olan Roma Statüsü'nü imzalamamış olan ABD, İsrail ve Rusya gibi ülkelerin mahkemeye yönelik düşmanlığı, bu kurumun etkinliğini sınırlayan temel etkenlerden biri. Khan'ın yaşadığı bu durum, uluslararası ceza adaletinin geleceği hakkında ciddi soruları gündeme getiriyor.
Khan'ın görevden alınması halinde, bunun yerine gelecek kişinin de benzer baskılara maruz kalacağı öngörülüyor. Bu nedenle, UCM'nin bağımsızlığını koruyabilmesi için üye devletlerin ortak bir tavır geliştirmesi şart. Türkiye, bu bağlamda UCM'ye destek veren ülkeler arasında yer alıyor ve mahkemenin kararlılığını koruması gerektiğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türk dış politikası açısından önemli bir sınamadır. Türkiye, Filistin davasının en güçlü savunucularından biri olarak, UCM'nin İsrail'e yönelik soruşturmasını güçlü bir şekilde desteklemişti. Khan'ın görevden alınması, Türkiye'nin uluslararası hukuk vurgusunu zayıflatacağı gibi, Orta Doğu'da adalet arayışını da olumsuz etkileyecektir. Türkiye, bu süreçte UCM'ye ve Başsavcı Khan'a açık desteğini sürdürerek, uluslararası toplumun çifte standartlarla mücadelesinde öncü bir rol üstlenebilir. Ayrıca, bu gelişme Türkiye'nin bölgesel nüfuzunu artırma fırsatı da sunmaktadır; zira Ankara, Filistin meselesindeki haklı duruşunu güçlendirerek Müslüman toplumlar nezdindeki itibarını tazeleyebilir. Ancak Batı ile ilişkilerde hassas dengeler gözetilerek, Türkiye'nin hukukun üstünlüğü ilkesinden taviz vermemesi beklenmektedir.