Karaçi'de, Pakistan'ın güneyindeki liman kentinde, hayvanat bahçesinde tutulan son iki Afrika fili, Madhubala ve Noor Jehan, kız kardeşleri Sonia ve Malika'nın ölümünün ardından hayatta kalma mücadelesi veriyor. 2009 yılında Tanzanya'dan getirilen dört fillerden ikisi, kötü bakım koşulları ve hastalıklar nedeniyle telef oldu. Hayvan hakları savunucuları, kalan iki filin de benzer kaderi paylaşmaması için yetkililere çağrıda bulunuyor.
Tutsaklığın arka planı: Dört kız kardeşten geriye kalan iki fil
Madhubala ve Noor Jehan, 2009 yılında Tanzanya'dan Pakistan'a getirilen dört Afrika fili kardeşten hayatta kalanlar. Kız kardeşleri Sonia ve Malika, yıllar içinde çeşitli hastalıklar ve kötü bakım koşulları nedeniyle öldü. Hayvanat bahçesi yetkilileri, fillerin ölüm nedenlerini genellikle yaşlılık veya ani hastalık olarak açıklasa da, bağımsız hayvan refahı uzmanları, yetersiz beslenme, uygun olmayan barınak koşulları ve tıbbi müdahale eksikliğinin ölümlerde etkili olduğunu belirtiyor. Karaçi Hayvanat Bahçesi, uzun yıllar boyunca hayvan refahı ihlalleriyle gündeme geldi. Özellikle fillerin dar beton alanlarda tutulması, doğal davranışlarını sergileyememesi ve yeterli su ve gölgeye erişememesi eleştirildi. Hayvan hakları örgütleri, fillerin doğal ortamlarından koparılıp bu koşullarda tutulmasının kabul edilemez olduğunu savunuyor.
Son yıllarda, Madhubala ve Noor Jehan'ın sağlık durumları da endişe verici. Özellikle Madhubala'nın ayak problemleri ve sindirim sorunları yaşadığı, yeterli tedavi alamadığı iddia ediliyor. Hayvanat bahçesi yönetimi, fillerin düzenli veteriner kontrolünden geçirildiğini ve gerekli bakımın sağlandığını savunuyor. Ancak bağımsız gözlemciler, fillerin hâlâ uygun olmayan koşullarda tutulduğunu ve iyileştirme çabalarının yetersiz kaldığını belirtiyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Hayvan hakları mücadelesi ve yasal boşluklar
Karaçi'deki fillerin durumu, Pakistan'da hayvan hakları konusundaki yasal ve kurumsal eksikliklerin bir yansıması. Ülkede hayvan refahı yasaları bulunmakla birlikte, uygulama ve denetim mekanizmaları zayıf. Hayvanat bahçeleri genellikle özel veya yerel yönetimler tarafından işletiliyor ve yeterli kaynak ayrılmıyor. Bu durum, sadece fillerin değil, diğer birçok hayvanın da kötü koşullarda yaşamasına yol açıyor. Uluslararası alanda ise, tutsak fillerin refahı konusunda artan bir farkındalık var. Birçok ülke, fillerin doğal yaşam alanlarına uygun barınaklarda tutulmasını zorunlu kılan düzenlemeler getirdi. Pakistan'da ise bu konuda henüz kapsamlı bir yasal çerçeve bulunmuyor. Hayvan hakları örgütleri, Karaçi Hayvanat Bahçesi'ndeki fillerin durumunu uluslararası platformlara taşıyarak baskı oluşturmaya çalışıyor. Örneğin, çeşitli uluslararası hayvan refahı kuruluşları, Pakistan hükümetine çağrıda bulunarak fillerin daha iyi koşullara nakledilmesini veya doğal yaşam alanlarına bırakılmasını talep ediyor. Ancak bu tür talepler, yerel yönetimlerin kaynak yetersizliği ve önceliklerin farklı olması nedeniyle genellikle karşılık bulmuyor.
Ayrıca, iklim değişikliği ve kentleşme gibi faktörler, Pakistan'da yaban hayatı koruma çabalarını zorlaştırıyor. Karaçi gibi büyük şehirlerde yeşil alanların azalması, hayvanat bahçelerinin de doğal yaşam alanı işlevi görmesini engelliyor. Filler gibi büyük memelilerin tutsaklıkta sağlıklı kalabilmesi için geniş alanlara, uygun iklime ve uzman bakıma ihtiyaç var. Karaçi Hayvanat Bahçesi'nin bu ihtiyaçları karşılamaktan uzak olduğu belirtiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de de hayvanat bahçelerinde tutulan filler ve diğer büyük memelilerin refahı zaman zaman tartışma konusu oluyor. Türkiye, son yıllarda hayvan hakları konusunda yasal iyileştirmeler yapmış olsa da, denetim ve uygulama eksiklikleri devam ediyor. Karaçi'deki fillerin durumu, Türkiye için doğrudan bir dış politika meselesi olmasa da, küresel hayvan refahı normlarının önemini gösteriyor. Türkiye, uluslararası hayvan hakları sözleşmelerine taraf olarak ve iç mevzuatını güçlendirerek, bu alanda küresel standartlara uyum sağlayabilir. Ayrıca, Pakistan ile ilişkilerde hayvan refahı konusunu işbirliği alanı olarak değerlendirebilir. Bu tür gelişmeler, Türkiye'nin yumuşak gücünü ve insani değerlere verdiği önemi yansıtması açısından fırsat olabilir.