Kanada'da, ABD'nin Ottawa Büyükelçisi Pete Hoekstra'nın sınır dışı edilmesini talep eden bir online imza kampanyası büyük ilgi gördü. Change.org üzerinden başlatılan kampanya, iki ülke arasındaki ilişkilerin tarihi bir düşük seviyede seyrettiği bir dönemde, 160 binden fazla Kanadalı tarafından imzalandı. Kampanyanın organizatörleri, Hoekstra'nın Kanada'nın egemenliğine saygısızlık ettiğini ve Başkan Donald Trump'ın politikalarını körü körüne uyguladığını öne sürüyor. Beyaz Saray'ın yakın müttefiki olarak bilinen Hoekstra, görev süresi boyunca Trump yönetiminin ticaret tarifeleri ve egemenlik tartışmaları gibi konularda Kanada'ya yönelik sert tutumunu savunmasıyla dikkat çekti.
Gelişmenin Arka Planı
Pete Hoekstra, Ocak 2019'da ABD'nin Kanada Büyükelçisi olarak atanmıştı. Eski bir Michigan Temsilciler Meclisi üyesi olan Hoekstra, göreve başladığı günden bu yana Trump yönetiminin Kanada'ya yönelik politikalarının sadık bir sözcüsü oldu. Özellikle, Kanada'nın savunma harcamalarını artırması gerektiği yönündeki açıklamaları ve NATO yükümlülükleri konusundaki baskıları, Kanadalı yetkililerin tepkisini çekti. Ancak asıl kırılma noktası, Hoekstra'nın Kanada Başbakanı Justin Trudeau'ya yönelik aşağılayıcı ifadeler kullandığı iddiaları oldu. Geçtiğimiz aylarda, Hoekstra'nın Trudeau'yu 'sosyalist' olarak nitelendirdiği ve Kanada'nın COVID-19 aşı tedariki konusundaki eleştirilere sert yanıt verdiği biliniyor. Bu açıklamalar, Kanada'da geniş bir kesim tarafından diplomatik nezaket kurallarının ihlali olarak değerlendirildi.
İmza kampanyası, 15 Mart 2025 tarihinde Change.org üzerinden başlatıldı ve kısa sürede büyük bir destek topladı. Kampanyanın açıklamasında, 'Hoekstra, Kanada-ABD ilişkilerinde onarılamaz hasara yol açtı. Onun varlığı, iki ülke arasındaki dostluğu zedelemekte ve egemenlik haklarımıza saygısızlık anlamına gelmektedir.' ifadelerine yer verildi. Kampanyanın hedefi olan 200 bin imzaya ulaşılması halinde, dilekçenin Kanada Parlamentosu'na sunulması ve hükümetin resmi bir tepki vermesinin istenmesi bekleniyor. Ancak uzmanlar, büyükelçilerin sınır dışı edilmesinin uluslararası hukukta ciddi bir diplomatik kriz yaratacağını ve Kanada hükümetinin bu yönde bir adım atmasının beklenmediğini belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Kanada ile ABD arasındaki bu gerilim, yalnızca ikili ilişkileri değil, aynı zamanda Kuzey Amerika'nın jeopolitik dengelerini de etkiliyor. İki ülke arasındaki ticaret hacmi yıllık 700 milyar doları aşarken, savunma iş birliği NATO'nun Kuzey Amerika ayağının temelini oluşturuyor. Trump yönetiminin 'Amerika Önce' politikası, Kanada'nın yanı sıra Meksika ile de ilişkileri gerginleştirmiş, USMCA anlaşmasına rağmen tarifeler gündemden düşmemiştir. Hoekstra'nın sınır dışı edilmesi talebi, küresel ölçekte ABD'nin diplomatik yaklaşımına yönelik artan hoşnutsuzluğun bir yansıması olarak görülüyor. Özellikle Avrupa ülkeleri ve müttefikler, Trump yönetiminin sert ve öngörülemez politikalarından şikayetçi. Bu durum, ABD'nin geleneksel ittifak sistemindeki güven erozyonunu hızlandırıyor.
Diplomatik misyon şeflerinin sınır dışı edilmesi, uluslararası ilişkilerde nadir görülen ve genellikle son çare olarak başvurulan bir yaptırımdır. Bu tür bir adım, iki ülke arasındaki ilişkilerin kopma noktasına geldiğinin en güçlü göstergesidir. Kanada'nın bu talebi resmi olarak değerlendirmesi bile, ABD ile ilişkilerde ciddi bir kırılmaya yol açabilir. Öte yandan, Hoekstra'nın görev süresi 2026 yılında dolacak ve yeni bir başkanın seçilmesiyle birlikte değişiklik yaşanması muhtemel. Ancak imza kampanyası, Kanada kamuoyundaki öfkenin ne kadar derin olduğunu ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kanada'daki bu gelişme, ABD'nin müttefikleriyle ilişkilerindeki genel gerilimin bir parçası olarak Türkiye açısından da önem taşıyor. Türkiye, benzer şekilde ABD'nin bazı politikalarına karşı çıkmış ve zaman zaman diplomatik krizler yaşamıştır. Bu durum, ABD'nin müttefiklerine yönelik tutumunun küresel ölçekte geçerliliğini koruduğunu göstermekte. Türkiye'nin, Kanada gibi NATO üyesi bir ülkenin ABD büyükelçisine yönelik bu tepkisi, ittifak içi disiplinin zayıfladığını ve ülkelerin kendi egemenlik haklarını daha fazla ön plana çıkardığını ortaya koyuyor. Türk dış politikası, bu tür gelişmeleri yakından izleyerek, ABD ile ilişkilerinde dengeli bir tutum sergileme eğilimindedir. Ancak bu süreç, müttefik ülkelerin ABD'nin baskıcı politikalarına karşı daha bağımsız hareket etme eğilimini güçlendirebilir ve Türkiye'nin de bu bağlamda hareket alanını genişletebilir.