Kanada’da artan göçmen karşıtı söylem ve yabancı düşmanlığı, Müslüman toplulukları benzeri görülmemiş bir ‘mükemmel fırtına’ ile karşı karşıya bırakıyor. Toplum savunucuları, siyasi söylemlerdeki sertleşmenin, İslamofobik saldırılarda ve nefret suçlarında belirgin bir artışa yol açtığını belirtiyor. Özellikle son seçim kampanyalarında göçmen karşıtı ve İslam karşıtı retoriğin giderek daha fazla kullanılması, Müslüman Kanadalıların günlük yaşamını tehdit eder boyutlara ulaştı. Başkent Ontario’daki camilere yönelik saldırılar, başörtülü kadınlara yönelik sözlü ve fizikli saldırılar, toplumda derin bir güvensizlik hissi yaratıyor.
Gelişmenin arka planı
Kanada, uzun yıllar boyunca çokkültürlülük politikasıyla tanınan bir ülke olarak göçmenlere kapılarını açmıştı. Ancak son beş yılda dünya genelinde yükselen popülist dalga, Kanada’da da kendini göstermeye başladı. Özellikle Quebec eyaletinde ‘laiklik yasası’ adı altında kamu çalışanlarının dini semboller taşımasını yasaklayan yasa, Müslüman kadınları hedef alan bir uygulama olarak eleştirildi. Aynı şekilde, Ontario’da bir ilkokulda Müslüman bir öğretmenin başörtüsü nedeniyle işten çıkarılması tartışmalara yol açtı. Toplum savunucuları, bu olayların sadece birer örnek olduğunu ve Kanada'nın göçmen politikalarında ‘seçici’ bir yaklaşıma doğru kaydığını ifade ediyor. Ulusal İstatistik Kurumu’nun verilerine göre, 2001-2020 döneminde nefret suçları %72 oranında artarken, bu suçların önemli bir kısmı Müslümanlara yönelik olarak kaydedildi.
Uzmanlar, bu artışın arkasında siyasi liderlerin kullandığı dilin büyük etkisi olduğunu vurguluyor. Örneğin, bazı siyasetçiler göçmenleri ‘kültürel uyumsuzluk’la suçlarken, Müslüman toplumunu ‘terörizmle’ ilişkilendiren ifadeler kullanabiliyor. Bu söylem, toplumda ayrımcılığı normalleştiriyor ve nefret suçlarını tetikliyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Kanada’daki bu durum, küresel çapta artan İslamofobi ve yabancı düşmanlığının bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Avrupa’da Fransa, Almanya ve İngiltere’de benzer eğilimler görülürken, Kanada’nın çokkültürlülük modelinin çatırdaması, bu politikanın sürdürülebilirliğine dair soru işaretleri doğuruyor. Amerika kıtasında ise ABD’deki Müslüman karşıtı hareketlerin etkisiyle Kanada’da da benzer grupların örgütlenmeye başladığı belirtiliyor. Özellikle sosyal medya platformlarında yayılan yanlış bilgiler ve komplo teorileri, Müslümanları hedef alan bir ‘korku iklimi’ yaratıyor. Kanada İslamofobi Karşıtı Derneği, 2023 yılında 1.200’den fazla İslamofobik olay kaydetti; bu, bir önceki yıla göre %30 artış anlamına geliyor. Bu artış, ülkenin güvenlik politikalarını da yeniden gözden geçirmeye itiyor. Polis teşkilatları, camilerin çevresinde güvenlik önlemlerini artırırken, toplum liderleri hükümetten daha kapsamlı bir eylem planı talep ediyor.
Küresel düzeyde bakıldığında, bu durum Batı demokrasilerinde göçmen entegrasyonu ve çokkültürlülük politikalarının sınandığı bir döneme işaret ediyor. Kanada’nın yaşadığı bu süreç, diğer ülkeler için de önemli dersler barındırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kanada’daki Müslüman karşıtı yükseliş, Türkiye’nin dış politikasını doğrudan etkileyen bir konu olmasa da, küresel İslamofobi eğilimleri açısından yakından takip edilmelidir. Türkiye, yurtdışındaki Müslüman toplulukların haklarını savunma konusunda aktif bir rol üstlenmektedir. Kanada’da yaşayan yaklaşık 1 milyon Müslüman’ın maruz kaldığı ayrımcılık, Ankara’nın diplomatik girişimlerine konu olabilir. Ayrıca, bu durum Türkiye’nin Batı ülkeleriyle ilişkilerinde ‘İslamofobi ile mücadele’ başlığını daha ön plana çıkarabilir. NATO müttefiki olan Kanada’nın iç politikasındaki bu gelişmeler, Ankara’nın Ottawa ile yürüttüğü savunma ve ticaret görüşmelerinde de bir arka plan faktörü olarak değerlendirilebilir.