Kanada ile Avrupa Birliği arasında ortak üyelik (associate membership) olasılığı gündeme geldi. Coğrafi olarak Avrupa'dan uzakta olsa da Kanada, siyasi ve ekonomik bağlarını güçlendirmek için AB ile özel bir ilişki modeli arayışında. DW, AB'nin halihazırda Norveç, İsviçre ve Birleşik Krallık gibi ülkelerle yürüttüğü farklı işbirliği modellerini inceledi.
AB'nin Özel İlişki Modelleri
Avrupa Birliği, üyelik dışında çeşitli ortaklık modelleri sunuyor. Norveç, Avrupa Ekonomik Alanı (AEA) üzerinden tek pazara erişim sağlarken, AB mevzuatının büyük kısmını kabul etmek zorunda. İsviçre ise ikili anlaşmalar yoluyla işbirliğini sürdürüyor, ancak son yıllarda çerçeve anlaşması müzakereleri tıkandı. Birleşik Krallık ise Brexit sonrası Ticaret ve İşbirliği Anlaşması (TCA) ile ilişkisini düzenledi; ancak bu anlaşma tek pazar erişimini önemli ölçüde sınırlıyor.
Kanada için düşünülen ortak üyelik, muhtemelen siyasi diyalog, güvenlik işbirliği ve ekonomik entegrasyonu içerecek, fakat oy hakkı olmadan. AB'nin genişleme politikası yavaşlarken, bu tür esnek modeller birliğin küresel aktör olma iddiasını sürdürmesi açısından önem taşıyor.
Kanada-AB İlişkilerinin Arka Planı
Kanada ile AB arasında 2017'de yürürlüğe giren Kapsamlı Ekonomik ve Ticaret Anlaşması (CETA) zaten güçlü bir ticari temel oluşturdu. CETA, tarifelerin büyük kısmını kaldırarak ticaret hacmini artırdı. Ancak Kanada'nın ortak üyelik talebi, daha derin siyasi entegrasyon anlamına geliyor. Bu öneri, AB içinde bazı üyeler tarafından desteklenirken, diğerleri birliğin genişlemesinin öncelikle Batı Balkanlar ve Ukrayna gibi aday ülkelere odaklanması gerektiğini savunuyor.
Kanada Başbakanı Justin Trudeau, son açıklamalarında AB ile ilişkileri derinleştirmeye istekli olduklarını belirtti. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise "jeopolitik bir AB" vizyonu çerçevesinde benzeri görülmemiş ortaklık modellerine açık kapı bıraktı. Fakat somut bir ortak üyelik statüsü için henüz resmi bir müzakere süreci başlamadı.
Küresel ve Bölgesel Etkiler
Kanada'nın AB'ye yakınlaşması, transatlantik ilişkilerde yeni bir denge unsuru olabilir. ABD ile Çin arasındaki rekabette Kanada, Avrupa ile daha uyumlu hareket ederek kendi stratejik otonomisini güçlendirebilir. Ayrıca bu gelişme, İngiltere'nin Brexit sonrası yalnızlığını dengeleme çabası olarak da okunabilir. AB için ise Kanada gibi istikrarlı bir demokrasiyle yakınlaşmak, Birliğin küresel normatif gücünü pekiştirebilir.
Öte yandan, ortak üyelik modeli hukuki ve kurumsal açıdan belirsizlikler taşıyor. AB'nin mevcut antlaşmaları, üye olmayan ülkelere bu tür bir statü tanımıyor. Dolayısıyla öncelikle kurucu antlaşmalarda değişiklik gerekebilir; bu da tüm üye ülkelerin onayını gerektirir. Bu süreç yıllar alabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, uzun yıllardır AB üyelik sürecinde bekletilen bir aday ülke olarak, AB'nin Kanada gibi uzak coğrafyalara özel statü önermesi, Ankara'da rahatsızlık yaratabilir. Türkiye'nin stratejik konumu ve ekonomik potansiyeli göz önüne alındığında, AB'nin farklı ülkelere esnek modeller sunarken Türkiye'ye karşı mesafeli tutumu, ilişkilerde yeni gerilimlere yol açabilir. Ayrıca Kanada-AB yakınlaşması, Türkiye'nin Batı ile ilişkilerini çeşitlendirme arayışında olduğu bir dönemde, transatlantik bağların güçlenmesi anlamına geliyor; bu da Türkiye'nin denge politikasını zorlaştırabilir.