Kanada hükümeti, Rusya'nın Ukrayna'yı işgaline karşı net bir tavır alarak Kiev'e askeri, mali ve insani yardım sağlarken, Gazze'deki İsrail saldırıları karşısında benzer bir hassasiyet göstermemesi uluslararası kamuoyunda çifte standart tartışmalarına yol açıyor. Başbakan Justin Trudeau, Ukrayna'ya desteğin sarsılmaz olduğunu vurgularken, Filistinli sivillerin ölümüne sessiz kalmakla eleştiriliyor. Peki bu farklılaşmanın arkasında hangi jeopolitik hesaplar ve iç siyasi dinamikler yatıyor?
Ukrayna'ya kayıtsız şartsız destek: Batı bloku dayanışması
Kanada, Ukrayna'ya 2022'den bu yana 8 milyar doların üzerinde yardım gönderdi. Bu yardımların büyük kısmı Leopard 2 tankları, mühimmat ve eğitim desteğinden oluşuyor. Trudeau, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile sık sık bir araya gelerek Kiev'in NATO üyeliği için lobi yapıyor. Bu hamleler, Kanada'nın Batı ittifakına bağlılığını göstermesi açısından kritik. Ayrıca Ukraynalı göçmenlerin Kanada'daki siyasi etkisi (yaklaşık 1.4 milyon kişi) bu desteği içeride popüler kılıyor. Öte yandan, Rusya'nın bir G20 ülkesi olarak küresel düzene meydan okuması, Kanada gibi orta büyüklükteki devletleri uluslararası hukukun savunucusu rolüne itiyor.
Gazze'ye mesafeli duruş: İsrail lobisi ve enerji bağımlılığı
Kanada, Gazze'de 7 Ekim 2023 sonrası yaşanan insani krize karşılık olarak İsrail'e yönelik kısmi yaptırımlar uygulasa da, bu adımlar sembolik kalmakla eleştiriliyor. Trudeau, İsrail'in kendini savunma hakkına vurgu yaparken, ateşkes çağrılarında ABD'nin gerisinde kalıyor. Bu tutumda Kanada'nın güçlü Yahudi lobisi (B'nai Brith Canada gibi örgütler) ve enerji sektöründe İsrail ile işbirliği (özellikle doğalgaz aramaları) etkili. Ayrıca Kanada, BM Güvenlik Konseyi'nde ABD'nin vetosunu aşamayacağını bildiği için Filistin konusunda daha temkinli davranıyor. Ukrayna'da ise BM kararları daha net geçiyor ve Rusya'nın veto gücü olsa da Batı kamuoyu baskısı daha güçlü.
Bölgesel ve küresel boyut: İki krizde farklı hukuk anlayışı
Ukrayna'da uluslararası hukukun ihlali (toprak bütünlüğü) net bir şekilde tanımlanırken, Gazze'de İsrail'in askeri operasyonları 1967 sınırları ve işgal hukuku çerçevesinde tartışmalı. Bu durum, Batılı ülkelerin çifte standardını besliyor. Kanada gibi ülkeler, Ukrayna'da “saldırgan devlet” ile “mağdur devlet” ayrımını kolayca yaparken, Filistin'de İsrail'in meşru müdafaa argümanı daha fazla kabul görüyor. Ancak bu yaklaşım, küresel Güney ülkelerinde Batı'nın ikiyüzlülüğü olarak algılanıyor ve Çin-Rusya ekseninin elini güçlendiriyor. Kanada'nın bu tutumu, NATO ittifakının Filistin konusunda bölünmesine yol açarken, Türkiye gibi ülkelerin arabuluculuk rolünü daha da önemli hale getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kanada'nın Ukrayna ve Gazze'ye yönelik farklı yaklaşımı, Türkiye'nin dış politikasındaki denge arayışına ışık tutuyor. Türkiye, hem Ukrayna'da hem de Gazze'de insani krizlere karşı daha tutarlı bir duruş sergileyerek Batı'dan farklılaşıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın “Dünya 5’ten büyüktür” söylemi, bu tür çifte standartları hedef alıyor. Ayrıca Kanada'nın Filistin konusundaki çekingenliği, Türkiye'nin İslam İşbirliği Teşkilatı ve BM'deki inisiyatiflerini daha değerli kılıyor. Küresel sistemdeki bu adaletsizlikler, Türkiye'nin çok kutuplu düzende bağımsız aktör olma stratejisini destekliyor. Türkiye, ekonomik ve askeri çıkarlarını korurken, insani diplomasi alanında da söz sahibi olmak için bu tür çelişkileri kullanıyor.