BRÜKSEL, 13 Eylül - Kanada Başbakanı Mark Carney, ülkesinin Avrupa Birliği (AB) ile daha yakın ilişkiler kurmasını istiyor ve Kanada'nın birliğe "ortak üye" olarak katılma olasılığını araştırıyor. The Wall Street Journal'ın Pazar günü yayınlanan haberine göre, Carney hükümeti bu konuyu ciddi şekilde değerlendiriyor. Haberde, Carney'in Avrupa başkentlerindeki muhataplarıyla yaptığı görüşmelerde bu fikri gündeme getirdiği belirtiliyor. Konuya yakın kaynaklara göre, öneri henüz resmi bir müzakere sürecine dönüşmüş değil; ancak Kanada'nın AB ile ilişkilerini derinleştirme arayışı somut bir adım olarak görülüyor.
Gelişmenin Arka Planı
Kanada ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkiler uzun yıllardır güçlü bir ortaklık çerçevesinde ilerliyor. 2017 yılında yürürlüğe giren Kapsamlı Ekonomik ve Ticaret Anlaşması (CETA), iki taraf arasındaki ticaret ve yatırım bağlarını önemli ölçüde güçlendirdi. Ancak Carney'in önerisi, mevcut ekonomik ortaklığın ötesine geçerek siyasi ve kurumsal bir yakınlaşmayı hedefliyor. "Ortak üyelik" kavramı, AB'nin mevcut hukuki çerçevesinde tanımlanmış bir statü değil. Avrupa Birliği'nin genişleme politikası, aday ülkelere tam üyelik perspektifi sunarken; Norveç, İzlanda ve Lihtenştayn gibi ülkeler Avrupa Ekonomik Alanı (AEA) üzerinden ilişkilerini yürütüyor. İsviçre ise ikili anlaşmalarla özel bir konumda. Carney'in önerdiği model, bu mevcut kategorilerden farklı, yeni bir ortaklık biçimi arayışı olarak yorumlanıyor. Habere göre Carney, Kanada'nın egemenliğinden ödün vermeden AB ile daha derin bir entegrasyon sağlayabileceği bir formül üzerinde duruyor. Bu arayışın arkasında, küresel ticarette artan belirsizlikler ve ABD ile Çin arasındaki rekabetin Kanada ekonomisi üzerindeki baskıları da etkili olabilir. Kanada, ABD'nin en büyük ticaret ortaklarından biri olsa da, son yıllarda ticaretini çeşitlendirme arayışını hızlandırmış durumda. Avrupa, bu çeşitlendirme stratejisinde kilit bir rol oynuyor.
The Wall Street Journal'ın haberine göre, Carney'in önerisi Avrupa başkentlerinde henüz resmi olarak müzakere edilmedi. AB yetkilileri konuya temkinli yaklaşıyor; zira mevcut AB antlaşmaları "ortak üyelik" gibi bir statü öngörmüyor. Böyle bir statünün yaratılması, AB'nin kurumsal yapısında değişiklik gerektirebilir ve bu da üye ülkeler arasında uzun süreli tartışmalara yol açabilir. Öte yandan, Kanada'nın AB'ye yakınlaşma isteği, Brexit sonrası dönemde Avrupa'nın küresel ortaklıklarını yeniden tanımladığı bir sırada geliyor. AB, son yıllarda Hint-Pasifik bölgesiyle ve Afrika ülkeleriyle ilişkilerini güçlendirmeye çalışıyor. Kanada gibi istikrarlı bir demokrasiyle kurulacak daha derin bir ortaklık, Brüksel'in jeopolitik açılımına uygun düşebilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Kanada'nın AB ile ilişkilerini derinleştirme arayışı, transatlantik ilişkilerin yeniden şekillendiği bir dönemde kritik bir önem taşıyor. ABD'nin dış politikasında son yıllarda yaşanan dalgalanmalar, Kanada gibi orta güçlerin alternatif ittifak arayışlarını hızlandırdı. Özellikle ABD'nin ticaret politikalarındaki korumacı eğilimler ve NATO içindeki yük paylaşımı tartışmaları, Kanada'yı Avrupa ile daha sıkı bağlar kurmaya itiyor. Carney'in önerisi, bu bağlamda sadece ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir hamle olarak okunabilir. Kanada, Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırganlığı sonrasında Avrupa'nın güvenlik mimarisinde daha aktif bir rol üstlenmişti. NATO üyesi olan Kanada, Avrupa'daki askeri varlığını artırmış ve Baltık ülkelerinde konuşlandırılan NATO birliklerine katkı sağlamıştı. Bu askeri angajman, siyasi ve ekonomik yakınlaşmayı da beraberinde getirebilir. AB ile "ortak üyelik" fikri, eğer hayata geçerse, Kanada'nın AB'nin karar alma mekanizmalarında söz hakkı olmadan bazı politikalara uyum sağlaması anlamına gelebilir. Bu tür bir model, AB'nin dış politika ve güvenlik politikalarına Kanada'nın katkısını artırabilir; ancak egemenlik ve bağımsız karar alma konularında hassasiyetleri de beraberinde getirir. Öte yandan, AB içinde bazı üyeler, birliğin genişleme sürecinin zaten yavaş ilerlediğini ve yeni bir statü yaratmanın kurumsal karmaşıklığa yol açabileceğini savunuyor. Özellikle Batı Balkanlar ve Ukrayna gibi aday ülkelerin tam üyelik perspektifi zayıflarken, Kanada'ya özel bir statü verilmesi adaletsizlik algısı yaratabilir. Bu nedenle Carney'in önerisinin hayata geçmesi kısa vadede zor görünüyor. Yine de öneri, Kanada'nın Avrupa ile ilişkilerini güçlendirme iradesini göstermesi açısından önemli bir sinyal.
Küresel düzeyde ise, bu gelişme orta güçlerin uluslararası sistemdeki konumunu yeniden tanımlama çabalarının bir parçası. Çok kutuplu dünyada, Kanada gibi ülkeler geleneksel müttefiklik ilişkilerinin ötesinde yeni ortaklık modelleri arıyor. AB'nin de bu tür arayışlara açık olması, küresel yönetişim açısından yeni kapılar aralayabilir. Ancak somut adımlar için öncelikle AB'nin hukuki ve kurumsal çerçevesinin buna uygun hale getirilmesi gerekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kanada'nın AB ile "ortak üyelik" arayışı, Türkiye'nin AB üyelik süreci açısından dolaylı ama önemli bir etki yaratabilir. Türkiye, on yıllardır tam üyelik müzakereleri yürüten bir aday ülke olarak, AB'nin genişleme politikasındaki her yeni gelişmeyi yakından izliyor. Eğer AB, Kanada gibi üçüncü ülkelere özel statüler yaratırsa, bu durum Türkiye'nin tam üyelik hedefini göreceli olarak zayıflatabilir. Öte yandan, Türkiye ile Kanada arasında da ikili ilişkiler son yıllarda gelişme göstermişti; CETA benzeri anlaşmalar Türkiye'nin de gündeminde. Kanada'nın AB'ye yakınlaşması, Türkiye'nin Batı ile ilişkilerini yeniden değerlendirmesi için bir fırsat olabilir. Ancak Türkiye'nin önceliği, AB ile mevcut gümrük birliğinin güncellenmesi ve vize serbestisi gibi somut adımlar olmaya devam ediyor.