ABD Başkanı Donald Trump'ın göçmen politikaları kapsamında, Afrika ve Latin Amerika'daki çeşitli ülkelerle yapılan genellikle gizli anlaşmalar çerçevesinde binlerce kişi, daha önce hiç ayak basmadıkları ülkelere sınır dışı edildi. Fransa 24 ve Forbidden Stories'in ortak araştırmasına göre, bu kişilerin büyük bölümü Kamerun gibi ülkelerde belirsiz bir gelecekle karşı karşıya. Söz konusu kişiler, ABD'de yeni bir hayat kurma umuduyla gitmişken, şimdi kendilerini ne dilini ne de kültürünü bildikleri bir coğrafyada buluyor.
Sınırdışı Politikasının Arka Planı
Trump yönetimi, göçmenleri sınır dışı etmek için çeşitli ülkelerle anlaşmalar yapma yoluna gitti. Bu anlaşmalar, genellikle kamuoyundan gizli tutuluyor ve söz konusu ülkelerin vatandaşı olmayan kişilerin bile o ülkelere gönderilmesini içeriyor. İnsan hakları örgütleri, bu uygulamanın uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve sığınmacı haklarını ihlal ettiğini belirtiyor. ABD'nin Afrika'daki bazı ülkelerle yaptığı anlaşmalar, bu ülkelerin ekonomik yardım veya diplomatik destek karşılığında sığınmacı kabul etmeyi kabul ettiği iddialarını gündeme getiriyor.
Forbidden Stories ve Fransa 24'ün araştırması, Kamerun'a sınır dışı edilen kişilerin hikâyelerine odaklanıyor. Bu kişiler, ABD'de yıllarca yaşamış, çalışmış ve topluma entegre olmuş bireyler. Ancak Trump'ın sert göçmen politikaları çerçevesinde, sabıka kaydı olmayanlar bile sınırdışı edilebiliyor. Kamerun'a gönderilenler, burada ne bir tanıdıkları ne de bir destek ağları var. Ülkeye varışlarında genellikle geçici barınma merkezlerine yerleştiriliyor, ancak uzun vadeli çözümler sunulmuyor.
Kamerun hükümeti, bu kişilerin kendi vatandaşı olmadığını belirterek sorumluluk almaktan kaçınıyor. Ancak uluslararası baskılar sonucu, geçici olarak kalmalarına izin veriliyor. Yine de bu kişilerin yasal statüsü belirsizliğini koruyor. Bazıları üçüncü bir ülkeye gitmek için başvuruda bulunurken, bazıları da Kamerun'da kalmak istiyor ancak oturma izni almakta zorlanıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Trump'ın sınırdışı politikaları sadece Kamerun'u değil, Latin Amerika ve Afrika'daki birçok ülkeyi etkiliyor. Guatemala, Honduras, El Salvador gibi ülkelerle yapılan anlaşmalar, sığınmacıların buralara gönderilmesini öngörüyor. Ancak bu ülkelerde de benzer sorunlar yaşanıyor: dil bariyeri, kültürel uyumsuzluk, iş bulma zorluğu ve sosyal dışlanma. İnsan hakları grupları, bu uygulamanın mültecilerin geri gönderilme yasağına (non-refoulement) aykırı olduğunu savunuyor.
Uluslararası kamuoyu, ABD'nin bu politikalarını eleştiriyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), ülkelerin sığınmacıları güvenli olmayan üçüncü ülkelere göndermesinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirtti. Ancak Trump yönetimi, egemenlik hakkına dayanarak bu eleştirileri reddediyor. Avrupa Birliği de benzer şekilde, mültecilerin üçüncü ülkelere gönderilmesi konusunda tartışmalar yaşıyor. Türkiye, bu konuda AB ile 2016'da yaptığı anlaşma ile örnek teşkil ediyor; ancak Türkiye'nin durumu coğrafi ve kültürel yakınlık nedeniyle farklılık gösteriyor.
Kamerun'daki sınırdışı edilenler, uluslararası toplumun dikkatini çekmek için çeşitli girişimlerde bulunuyor. Bazıları açlık grevi yapıyor, bazıları ise medyaya konuşarak seslerini duyurmaya çalışıyor. "Bizi burada unuttular, tek istediğimiz insanca yaşamak" diyen bir sığınmacı, yaşadığı çaresizliği dile getiriyor. Ancak ne ABD ne de Kamerun hükümeti, bu kişilerin geleceği konusunda net bir plan açıklamış değil.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Trump'ın sınırdışı politikaları, küresel göç yönetimi açısından önemli bir emsal teşkil ediyor. Türkiye, coğrafi konumu itibarıyla göçmenler için hem transit hem de hedef ülke konumunda. AB ile yapılan 2016 tarihli Geri Kabul Anlaşması, Türkiye'nin benzer şekilde üçüncü ülke rolü üstlenmesine yol açtı. Ancak Türkiye, Suriyeli mültecilere geçici koruma sağlarken, AB'nin mali desteğiyle bu yükü hafifletmeye çalışıyor. ABD'nin Afrika ve Latin Amerika'daki uygulamaları, Türkiye'nin kendi göç politikalarını gözden geçirmesi için bir fırsat olabilir. Ayrıca, bu tür politikaların uluslararası hukuka uygunluğu tartışılırken, Türkiye'nin mülteci hakları konusundaki tutumu da yeniden değerlendirilebilir. Türkiye, bölgesel istikrar ve insan hakları dengesini gözeterek, göç yönetiminde daha kapsayıcı ve sürdürülebilir politikalar geliştirmeli.