Kadınların iş dünyasında üst düzey yönetici pozisyonlarına yükselme hızı, bir zamanlar umut vaat eden 'lean in' (öne eğil) hareketine rağmen son yıllarda belirgin şekilde yavaşladı. Özellikle gelişmiş ekonomilerde kadınların iş gücüne katılım oranı pandemi sonrası toparlanamazken, cam tavan sendromu yeniden tartışma konusu oldu. Dünya Ekonomik Forumu'nun 2023 Küresel Cinsiyet Farkı Raporu'na göre, cinsiyet eşitliğine ulaşmak için gereken süre 131 yıla uzadı. Bu durum, profesyonel kadınların 'lean out' (geri çekil) eğilimine girdiği yorumlarına yol açtı. Peki, bu gerilemenin ardındaki nedenler neler?
Gelişmenin arka planı: 'Lean in' vaatleri neden boşa çıktı?
2013 yılında eski Facebook COO'su Sheryl Sandberg'in yayımladığı 'Lean In: Kadınlar, Çalışma ve Liderlik Etme İradesi' kitabı, kadınları iş hayatında daha cesur olmaya, terfi için öne atılmaya çağırmıştı. Kitap, kısa sürede bir harekete dönüştü. Ancak aradan geçen on yılda, kadınların iş gücüne katılım oranları gelişmiş ülkelerde durgunlaştı. ABD'de kadınların iş gücüne katılım oranı yüzde 57,6 ile 1990'ların ortalamasına yakın. Avrupa'da durum biraz daha iyi olsa da, üst yönetim kademelerinde kadın oranı hala düşük: Fortune 500 şirketlerinin CEO'larının yalnızca yüzde 10,6'sı kadın.
Uzmanlara göre bunun birkaç nedeni var. Birincisi, esnek çalışma modelleri pandemiyle birlikte yaygınlaşsa da, kadınların ev ve çocuk bakımı yükümlülükleri orantısız şekilde arttı. McKinsey'in 2022 'Women in the Workplace' raporu, her 10 kadından birinin iş yükü nedeniyle işten ayrılmayı düşündüğünü ortaya koydu. İkincisi, 'lean in' anlayışının kurumsal kültür tarafından yeterince desteklenmemesi. Şirketlerin çeşitlilik ve kapsayıcılık programlarına yaptığı yatırımlar, somut sonuçlara dönüşmekte zorlanıyor. Üçüncü olarak, ekonomik belirsizlikler, işe alımlarda kadın adayların tercih edilme oranını düşürüyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Gelişmekte olan ülkelerde durum daha karmaşık
Küresel Güney'de ise tablo farklı. Güney Asya, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da kadınların iş gücüne katılımı hala çok düşük. Örneğin Hindistan'da kadın iş gücüne katılım oranı yüzde 23, Suudi Arabistan'da yüzde 36. Oysa bu bölgelerde eğitim seviyesi yükseliyor; kadınlar üniversite mezuniyet oranında erkekleri geride bırakıyor. Bu paradoks, 'eğitim-katılım farkı' olarak adlandırılıyor. Dünya Bankası verilerine göre, küresel ölçekte kadınların iş gücüne katılım oranı 2023'te yüzde 47,6 ile 2009 seviyesinde. IMF ise kadın istihdamının artırılmaması durumunda küresel ekonominin potansiyel büyümesinden yüzde 35 oranında mahrum kalacağını belirtiyor. Bu durum, özellikle yaşlanan nüfus sorunu yaşayan Avrupa ve Doğu Asya ülkeleri için kritik. Japonya'da 'Womenomics' politikalarıyla kadın işgücü katılımı artırılmaya çalışılsa da, üst düzey kadın yönetici oranı yüzde 15'i geçmiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de kadınların iş gücüne katılım oranı yüzde 32 ile OECD ortalamasının oldukça altında. Bu tablo, küresel eğilimle birleştiğinde, kadın istihdamını artırmaya yönelik yapısal reformların aciliyetini ortaya koyuyor. Türkiye'nin genç ve dinamik nüfusu, eğitimli kadınların iş hayatına kazandırılmasıyla daha verimli kullanılabilir. Aksi takdirde, ekonomik büyüme potansiyeli sınırlanırken, cam tavan ve iş-yaşam dengesi sorunları daha da derinleşecektir. Türkiye'nin, 'lean in' hareketinin eleştirilerini dikkate alarak, esnek çalışma modellerini ve kreş desteğini yaygınlaştıran politikalar geliştirmesi, bu küresel durgunluktan sıyrılmasına yardımcı olabilir.