15 Ağustos 2021'de Kabil'in tahliyesinin ilk gecesi, Hamid Karzai Uluslararası Havalimanı'ndaki kalabalıkta genç bir anne yanıma geldi. Beni doğru bir şekilde, kendi dilini konuşan biri olarak işaretlemişti. Gecenin sonunda, ölmüş çocuğunun bedenini göğsüme bastırıyor ve bana bir şeyler söylüyordu. Bu an, ABD'nin Afganistan'daki 20 yıllık savaşının sona erdiği gün, geride bıraktığı insani trajedinin sembolü haline geldi. O gece, sadece bir tahliye değil, aynı zamanda bir neslin kaderi de belirlendi. ABD'nin ahlaki borcu, savaşın son nesli üzerinde hâlâ ağır bir yük olarak duruyor.
Gelişmenin Arka Planı: Çekilme ve Sonrası
15 Ağustos 2021'de Taliban'ın Kabil'e girmesiyle ABD ve müttefikleri, on binlerce Afgan'ı tahliye etmek için son bir çaba başlattı. Hamid Karzai Uluslararası Havalimanı'nda yaşanan kaos, birçok aileyi ayırdı ve yüzlerce insanın hayatını kaybetmesine neden oldu. Tahliye süreci, 30 Ağustos'ta son ABD askerinin ayrılmasıyla tamamlandı, ancak geride kalanlar için tehlike yeni başlıyordu. Özellikle kadınlar, çocuklar ve eski hükümet görevlileri, Taliban'ın misilleme korkusuyla ülkeden kaçmaya çalıştı. O gece havalimanında yaşananlar, sadece bir tahliye operasyonunun değil, aynı zamanda ABD'nin Afganistan'daki varlığının sona ermesinin getirdiği ahlaki çöküşün de göstergesiydi.
ABD, 2001'den bu yana Afganistan'da yaklaşık 2,3 trilyon dolar harcadı ve 2.400'den fazla askerini kaybetti. Ancak savaşın gerçek bedeli, Afgan halkı için çok daha ağır oldu: on binlerce sivil hayatını kaybetti, milyonlarca insan yerinden edildi. 2021'deki çekilme, bu maliyetin sorgulanmasına yol açtı. ABD Başkanı Joe Biden, çekilme kararını savunarak "sonsuz savaş"ı sonlandırdığını belirtti. Fakat tahliye sırasında yaşananlar, özellikle de havalimanındaki intihar saldırısında 13 ABD askeri ve 170'ten fazla Afgan sivilin ölümü, kararın insani boyutunu gölgeledi. O gün, genç anne gibi birçok kişi, çocuklarını kaybetti veya kaybetme korkusuyla yaşadı.
Savaşın son nesli, yani 2001'den sonra doğan Afgan gençleri, ABD'nin vaat ettiği özgürlük ve demokrasiye inanmıştı. Ancak tahliye süreci, bu vaatlerin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Birçok Afgan, özellikle kadın hakları savunucuları ve eğitimciler, Taliban'ın geri dönüşüyle hayatlarının tehdit altında olduğunu gördü. ABD, özel vize programları (SIV) aracılığıyla bazı Afganları tahliye etti, ancak süreç yavaş ilerledi ve binlerce kişi geride kaldı. Bu durum, ABD'nin ahlaki sorumluluğunu yerine getirmediği yönünde eleştirilere neden oldu.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Ahlaki Borç ve Jeopolitik
ABD'nin Afganistan'dan çekilmesi, sadece bölgesel değil küresel dengeleri de sarstı. Taliban'ın yönetimi ele geçirmesi, Orta Asya ve Güney Asya'da güvenlik endişelerini artırdı. Çin ve Rusya, Afganistan'da nüfuzlarını genişletmeye çalışırken, ABD'nin bölgedeki itibarı zedelendi. Ayrıca, Afgan mültecilerinin komşu ülkelere akını, Pakistan ve İran gibi ülkelerde ekonomik ve sosyal baskı yarattı. Avrupa ülkeleri, yeni bir mülteci dalgasıyla karşı karşıya kalmamak için sınırlarını sıkılaştırdı. ABD'nin ahlaki borcu, sadece Afgan halkına karşı değil, aynı zamanda müttefiklerine karşı da sorgulanır hale geldi.
Savaşın son nesli, ABD'nin "değerler temelli" dış politikasının bir yansımasıydı. Ancak çekilme, bu politikaların pratikte ne kadar tutarlı olduğunu tartışmaya açtı. ABD, Afganistan'da demokrasi inşa etmeye çalışırken, yerel halkın güvenliğini sağlamakta yetersiz kaldı. Tahliye sırasında yaşanan kaos, ABD'nin küresel liderlik iddiasına gölge düşürdü. Özellikle, müttefiklerin ABD'ye olan güveni sarsıldı; Tayvan ve Ukrayna gibi bölgeler, ABD'nin taahhütlerini sorgulamaya başladı. Bu durum, ABD'nin uluslararası alandaki itibarını uzun vadede etkileyebilir.
Öte yandan, Afganistan'daki insani kriz derinleşiyor. Birleşmiş Milletler'e göre, 2021'den bu yana 3,5 milyondan fazla Afgan yerinden edildi ve ülke nüfusunun yarısından fazlası insani yardıma muhtaç. Kadınlar ve kız çocukları, eğitim ve çalışma haklarından mahrum bırakıldı. ABD ve uluslararası toplum, Taliban'a yönelik yaptırımları sürdürürken, insani yardımların ulaştırılması için çeşitli mekanizmalar arıyor. Ancak bu çabalar, savaşın yaralarını sarmak için yeterli değil. ABD'nin ahlaki borcu, sadece finansal yardım değil, aynı zamanda Afgan halkının kaderine yönelik sorumluluk anlamına geliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Afganistan'daki gelişmeleri yakından takip ediyor. Kabil havalimanındaki tahliye sürecinde Türkiye, askerlerini geri çekti ve havalimanının işletilmesi için Taliban ile görüşmeler yürüttü. Ancak süreç, Türkiye'nin bölgedeki etkinliğini sınırladı. Afgan mültecilerin Türkiye'ye akını, ekonomik ve sosyal yükü artırdı; hükümet, düzensiz göçü engellemek için sınır önlemlerini sıkılaştırdı. Türkiye, Taliban ile diplomatik kanalları açık tutarak bölgede istikrarı sağlamaya çalışıyor. Ayrıca, Türk iş insanları Afganistan'da yeniden yatırım yapma fırsatlarını değerlendiriyor. ABD'nin ahlaki borcu, Türkiye için de bir uyarı niteliğinde: bölgesel güvenlik ve göç yönetimi, uluslararası işbirliğini gerektiriyor. Türkiye, Afgan halkına insani yardım ulaştırarak ve diplomatik girişimlerle istikrarı destekleyerek, kendi güvenliğini ve bölgesel çıkarlarını korumayı hedefliyor.