İslam Devleti (IŞİD) üyesi Mohammad Sharifullah, 2021 yılında Afganistan'ın başkenti Kabil'deki Hamid Karzai Uluslararası Havalimanı'nda gerçekleştirilen ve 13 ABD askeri ile 170'ten fazla sivilin ölümüne yol açan intihar saldırısına yardım ettiği gerekçesiyle 20 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 28 yaşındaki Sharifullah, ABD'de görülen davada suçunu kabul ederek saldırıyı üstlenen terör örgütüne lojistik destek sağladığını itiraf etti.
Gelişmenin Arka Planı: Kabil Havalimanı Saldırısı ve IŞİD Bağlantısı
26 Ağustos 2021'de düzenlenen saldırı, ABD ve müttefiklerinin Afganistan'dan çekilme sürecinin en kanlı anlarından biri olarak kayıtlara geçti. Kabil Havalimanı'nın Abbey Gate kapısında gerçekleşen intihar saldırısında 13 ABD askeri, aralarında çocukların da bulunduğu 170'ten fazla Afgan sivil hayatını kaybetti. Saldırıyı IŞİD'in Horasan vilayeti (IŞİD-H) üstlendi. Bu olay, ABD'nin 20 yıllık Afganistan müdahalesinin sona erdiği dönemde güvenlik boşluğunun ne denli tehlikeli olabileceğini gözler önüne serdi.
Mohammad Sharifullah, saldırı öncesinde IŞİD-H hücrelerine istihbarat sağlamak, patlayıcı düzeneklerin hazırlanmasına yardım etmek ve saldırganların havalimanı çevresine sızmasını kolaylaştırmakla suçlandı. ABD Adalet Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Sharifullah, örgütün üst düzey isimleriyle doğrudan iletişim halindeydi ve saldırının planlanmasında aktif rol aldı. Dava sürecinde savcılık, Sharifullah'ın yakalanmasının IŞİD-H'nin operasyonel kapasitesine darbe vurduğunu vurguladı. Sharifullah'ın cezası, ABD mahkemelerinde IŞİD üyelerine verilen en ağır cezalardan biri olarak dikkat çekiyor.
Saldırının ardından ABD yönetimi, olayın sorumlularının adalet önüne çıkarılacağı sözünü vermişti. Sharifullah'ın yargılanması, bu taahhüdün bir parçası olarak görülüyor. Ancak uzmanlar, IŞİD-H'nin Afganistan'da hâlâ aktif olduğunu ve bölgesel istikrar için ciddi bir tehdit oluşturduğunu belirtiyor. Örgüt, 2022 ve 2023 yıllarında da çeşitli saldırılar düzenleyerek Afganistan ve komşu ülkelerde güvenlik güçlerini hedef aldı.
Bölgesel ve Küresel Boyut: IŞİD-H Tehdidi ve Uluslararası Güvenlik
Kabil Havalimanı saldırısı, yalnızca ABD için değil, tüm uluslararası toplum için bir dönüm noktası oldu. Taliban'ın Ağustos 2021'de Kabil'i ele geçirmesinin ardından yaşanan kaos ortamında IŞİD-H, hem Taliban yönetimine hem de Batılı güçlere meydan okuyan bir aktör olarak öne çıktı. Örgüt, özellikle Afganistan'ın doğusundaki Nangarhar ve Kunar vilayetlerinde güçlü bir varlık gösteriyor. Birleşmiş Milletler raporlarına göre IŞİD-H, Orta Asya'dan gelen militanlarla saflarını güçlendirmeye devam ediyor.
ABD'nin Sharifullah'a verilen cezayı açıklaması, uluslararası terörle mücadelede caydırıcılık mesajı olarak yorumlanıyor. Ancak pratikte IŞİD-H'nin lider kadrosunun büyük ölçüde Afganistan-Pakistan sınır bölgesinde faaliyet göstermesi, uluslararası operasyonları zorlaştırıyor. Pakistan, Afganistan ve Orta Asya ülkeleri, IŞİD-H'nin sınır aşan saldırılarından doğrudan etkileniyor. 2024 yılında Moskova'daki Crocus City Hall saldırısını da IŞİD-H üstlenmiş, örgütün küresel cihat ağı içindeki rolü yeniden tartışılmıştı.
Uzmanlar, Kabil Havalimanı saldırısının Batı'nın Afganistan'dan çekilme sürecindeki istihbarat zafiyetini ortaya koyduğunu belirtiyor. Saldırı öncesinde ABD istihbaratı, IŞİD-H'nin havalimanına yönelik bir saldırı planladığına dair sinyaller almış ancak kesin bir uyarı yapamamıştı. Bu durum, çekilme sürecinin koordinasyonu ve güvenlik önlemleri konusunda ciddi eleştirilere yol açtı. Sharifullah davası, aynı zamanda ABD'nin Afganistan'daki terör bağlantılarını yargı yoluyla takip etme kararlılığını gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kabil Havalimanı saldırısı ve IŞİD-H tehdidi, Türkiye'nin Afganistan ve çevresine yönelik güvenlik politikalarını doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, tarihsel ve kültürel bağlarının yanı sıra NATO müttefiki olarak Afganistan'daki gelişmeleri yakından takip ediyor. IŞİD-H'nin Orta Asya'ya uzanan ağları, Türkistan İslam Partisi gibi yapılarla bağlantılı olması, Türkiye'nin sınır güvenliği ve terörle mücadele stratejileri açısından risk oluşturuyor. Ayrıca Afganistan'dan kaynaklanan düzensiz göç dalgası, Türkiye'nin ekonomik ve sosyal yapısı üzerinde baskı yaratmaya devam ediyor. Ankara'nın Taliban yönetimiyle diyalog kanallarını açık tutma çabası, bölgesel istikrarın sağlanması ve IŞİD-H gibi radikal grupların etkisiz hale getirilmesi için kritik önem taşıyor. Bu dava, uluslararası terörle mücadelenin uzun soluklu bir süreç olduğunu ve Türkiye'nin bölgesel güvenlik mimarisinde aktif rol alması gerektiğini gösteriyor.