ABD ekonomisinde uzun süredir gözlemlenen K-şekilli (K-shaped) bölünme, yani yüksek gelirli grupların refah artışına karşın düşük gelirli kesimin yerinde sayması, yeni verilerle birlikte daralma sinyali veriyor. Axios'un analizine göre, alt ve üst gelir grupları arasındaki ücret artış farkı son çeyrekte belirgin şekilde azaldı. Bu durum, pandemi sonrası uygulanan teşvik politikaları ve sıkı işgücü piyasasının düşük ücretli çalışanlara beklenenden fazla yarar sağladığını gösteriyor.
Gelişmenin Arka Planı: K-Şekilli Eşitsizlikten Çıkış
K-şekilli ekonomi terimi, özellikle COVID-19 pandemisi sonrasında popülerleşti. Ekonomik toparlanmanın farklı gelir grupları için farklı şekillerde gerçekleştiğini tanımlamak için kullanılan bu kavram, yüksek gelirlilerin ve varlıklı kesimin hızla toparlanırken düşük gelirlilerin geride kaldığını ifade ediyor. Ancak Atlanta Fed'in maaş artış takip verileri, en düşük ücret dilimindeki çalışanların saatlik kazançlarının yıllık bazda %6'nın üzerinde arttığını, buna karşın en yüksek dilimdeki artışın %4 civarında kaldığını ortaya koydu. Bu, düşük gelirlilerin lehine bir yakınsama eğilimi olarak yorumlanıyor.
Özellikle perakende, konaklama ve yemek hizmetleri gibi sektörlerde asgari ücretin üzerinde bir rekabet yaşanıyor. İşverenler, çalışan bulmakta zorlandıkça ücretleri yükseltmek zorunda kalıyor. Aynı zamanda eyalet düzeyinde asgari ücret artışları da bu trendi destekliyor. Ancak enflasyonun hâlâ yüksek seyretmesi, reel kazançların hissedilir düzeyde olup olmadığı sorusunu gündeme getiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Yalnızca ABD'ye Özgü Bir Durum mu?
Bu eşitsizlik daralması, yalnızca ABD'ye özgü bir gelişme değil. Avrupa'da da benzer eğilimler gözlemleniyor; özellikle Almanya ve Fransa'da asgari ücret artışları ve güçlü işgücü piyasası, düşük gelirlilerin durumunu iyileştiriyor. Küresel ölçekte ise gelişmekte olan ülkelerde durum daha karmaşık. Tedarik zinciri sorunları ve enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar, bu ülkelerdeki düşük gelirli kesimi daha kırılgan hale getiriyor. IMF'nin son raporları, küresel eşitsizlikte bir miktar azalma olduğunu ancak bunun kalıcı olup olmayacağının belirsiz olduğunu vurguluyor.
ABD özelinde, Federal Rezerv'in faiz politikaları bu süreci etkileyen en önemli faktörlerden biri. Sıkı para politikası işgücü piyasasını yavaşlatırsa, düşük gelirlilerin kazanımları tersine dönebilir. Bu nedenle ekonomistler, mevcut iyileşmenin sürdürülebilirliği konusunda temkinli.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki K-şekilli eşitsizliğin daralması, Türkiye için dolaylı ancak önemli sinyaller taşıyor. Türkiye'de de benzer bir gelir uçurumu söz konusu; ancak bu daralma daha çok asgari ücret artışları ve sosyal transferlerle yönetilmeye çalışılıyor. Küresel faiz indirim beklentileri, Türkiye gibi gelişmekte olan piyasalar için sermaye akışını artırabilir ve TL'yi destekleyebilir. Öte yandan, ABD'de düşük gelirlilerin güçlenmesi, Türk ihracatçıları için talebi artırabilir. Ancak enflasyon ve döviz kuru riskleri, Türkiye'deki düşük gelirli kesimin reel alım gücünü sınırlamaya devam ediyor. Bu nedenle ABD'deki trend, Türkiye için bir model olmaktan çok, küresel ekonomik dengelerin bir yansıması olarak değerlendirilmeli.