Güney Afrika'nın ticaret merkezi Johannesburg'da, göçmen karşıtı grupların belirlediği gayriresmi '30 Haziran süresi' yaklaşırken, özellikle şehrin merkezindeki pazar yerlerinde belgesiz göçmenlere yönelik korku ve endişe giderek artıyor. Ülkede son aylarda yükselen yabancı düşmanlığı, birçok Afrikalı göçmeni hedef alan söylemler ve fiili saldırılarla kendini gösterirken, sivil toplum örgütleri ve insan hakları savunucuları, bu sürecin büyük bir insani krize dönüşebileceği uyarısında bulunuyor. Hükümet ise konuya ilişkin resmi bir açıklama yapmazken, göçmenler arasında sınır dışı edilme veya şiddete maruz kalma korkusu yaygınlaşıyor.
Gelişmenin arka planı: Göçmen karşıtı gruplar ve 30 Haziran süreci
Güney Afrika'da özellikle 2019'dan bu yana artan yabancı düşmanlığı, ülkedeki yüksek işsizlik oranları ve ekonomik durgunlukla ilişkilendiriliyor. Göçmen karşıtı gruplar, belgesiz göçmenlerin iş fırsatlarını azalttığını ve suç oranlarını artırdığını iddia ederek, hükümetin bu konuda daha sert önlemler almasını talep ediyor. Bu gruplardan bazıları, kendi inisiyatifleriyle '30 Haziran' tarihini belgesiz göçmenlerin ülkeyi terk etmesi için bir 'süre' olarak ilan etti. Sürenin dolmasına günler kala, Johannesburg'daki pazar yerlerinde, özellikle Nijeryalı, Zimbabveli, Somali ve Bangladeşli göçmenler arasında panik havası yaşanıyor. Birçok göçmen, iş yerlerini kapatarak evlerine kapanırken, bazıları da ülkeyi terk etmeye hazırlanıyor.
Güney Afrika İnsan Hakları Komisyonu'ndan yapılan açıklamada, bu tür söylemlerin toplumsal kutuplaşmayı derinleştirdiği ve şiddet olaylarını tetikleyebileceği belirtildi. Komisyon, hükümete göç politikalarını netleştirmesi ve yabancı düşmanlığıyla mücadele için acil önlemler alması çağrısında bulundu. Öte yandan, Johannesburg Belediyesi, pazar yerlerinde güvenlik önlemlerini artırdığını ancak resmi bir tahliye veya sınır dışı işlemi yapılmayacağını duyurdu.
Bölgesel ve küresel boyut: Güney Afrika'nın göçmen politikası ve uluslararası yansımalar
Güney Afrika, Sahra Altı Afrika'nın en büyük ekonomisi olması nedeniyle kıtanın dört bir yanından göç alıyor. Ülkede yasal statüye sahip olmayan milyonlarca göçmenin yaşadığı tahmin ediliyor. Bu durum, özellikle işsizlik ve yoksullukla mücadele eden yerel halk arasında zaman zaman gerginliklere yol açıyor. 2008 ve 2015 yıllarında yaşanan şiddetli yabancı düşmanlığı saldırılarında onlarca kişi hayatını kaybetmiş, binlerce kişi yerinden edilmişti. 30 Haziran süreci, bu tür olayların yeniden yaşanabileceği endişesini artırıyor.
Uluslararası toplum, Güney Afrika'ya göçmenlere yönelik ayrımcı uygulamalardan kaçınması yönünde çağrılar yapıyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ve Uluslararası Göç Örgütü (IOM), durumu yakından izlediklerini belirterek, tüm göçmenlerin insan haklarına saygı gösterilmesi gerektiğini vurguladı. Afrika Birliği ise, üye ülkeler arasında serbest dolaşım ve göç konusunda daha kapsamlı bir mutabakatın sağlanması için çalışmalarını sürdürüyor. Ancak, Güney Afrika hükümetinin henüz somut bir politika değişikliğine gitmemesi, krizin derinleşebileceğine işaret ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Güney Afrika'daki bu gelişmeler, Türkiye'nin Afrika kıtasıyla artan ekonomik ve diplomatik ilişkileri bağlamında önem taşıyor. Türkiye, son yıllarda Güney Afrika başta olmak üzere birçok Afrika ülkesiyle ticaret hacmini artırmış, yatırımlar yapmış ve kalkınma işbirliği programları yürütmüştür. Johannesburg'daki siyasi istikrarsızlık ve toplumsal gerginlik, bölgede faaliyet gösteren Türk iş insanlarını ve yatırımlarını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye'nin düzensiz göçle mücadelede benzer zorluklar yaşaması, Güney Afrika deneyiminden çıkarılacak dersler açısından da değerlidir. Türk dış politikasının Afrika'ya yönelik insani ve kalkınma odaklı yaklaşımı, bu tür krizlerde arabulucu rolü üstlenme potansiyelini de beraberinde getirmektedir.