İşçi Partisi Milletvekili Jess Phillips, Birleşik Krallık'ın en yüksek mahkemesinin "sağduyulu" davranarak, aile içi istismar mağdurunun polis ve Kraliyet Savcılık Servisi'ne (CPS) karşı dava açmasını engelleyen kararı bozmasını umduğunu söyledi. Temyiz mahkemesinin kararı, kadının adresinin şiddet uygulayan eski partnerine açıklanması nedeniyle polis ve CPS'ye dava açmasını engelliyor. Phillips, konunun Yüksek Mahkeme'ye taşınacağını belirterek, "sağduyunun hakim olacağını" ifade etti.
Davanın Arka Planı ve Hukuki Süreç
Söz konusu dava, aile içi istismar mağduru bir kadının, adres bilgilerinin polis ve CPS tarafından şiddet uygulayan eski partnerine verilmesi sonucu uğradığı zarar nedeniyle bu kurumlara karşı tazminat davası açmasıyla başladı. Temyiz mahkemesi, kamu kurumlarının bu tür durumlarda sorumluluk taşımayacağı yönünde bir karar verdi. Bu karar, mağdurların korunması ve kamu görevlilerinin hesap verebilirliği açısından önemli bir emsal oluşturuyor.
Jess Phillips, uzun yıllardır aile içi şiddetle mücadele alanında çalışan bir siyasetçi olarak biliniyor. Kadın hakları ve mağdur hakları konusundaki duyarlılığıyla tanınan Phillips, temyiz mahkemesi kararını eleştirerek, Yüksek Mahkeme'nin bu kararı bozacağını umduğunu dile getirdi. Phillips, "Umarım Yüksek Mahkeme sağduyulu davranır ve bu kararı bozar. Aksi halde, aile içi istismar mağdurları adalete erişimde ciddi engellerle karşılaşacak" dedi.
Dava, Birleşik Krallık'ta kamu kurumlarının aile içi istismar vakalarındaki sorumluluğuna ilişkin hukuki tartışmayı yeniden alevlendirdi. Kadın örgütleri, kararın mağdurları korumasız bıraktığını ve kamu görevlilerinin dikkatsizliğinin sonuçsuz kalmasına yol açtığını savunuyor. Polis ve CPS ise, kaynak yetersizliği ve artan iş yükü nedeniyle bu tür hataların önlenmesinin zor olduğunu belirtiyor.
Toplumsal ve Siyasi Yansımaları
Bu dava, Birleşik Krallık'ta aile içi şiddetle mücadelede yaşanan zorlukları gözler önüne seriyor. Son yıllarda artan vakalara rağmen, destek hizmetleri ve yasal koruma mekanizmaları yetersiz kalıyor. Jess Phillips'in açıklamaları, hükümete ve yargıya yönelik bir çağrı niteliğinde. Phillips, "Kadınların güvende olması için sistemin onları koruması gerekiyor. Bu karar, mağdurlara 'size sahip çıkmıyoruz' mesajı veriyor" şeklinde konuştu.
İşçi Partisi, iktidara gelmeleri halinde aile içi istismar mağdurlarına yönelik daha güçlü koruma sağlayacaklarını vaat ediyor. Ancak mevcut hükümet, yargı kararlarına saygı duyulması gerektiğini ve konunun yüksek mahkemede ele alınacağını belirtiyor. Uzmanlar, Yüksek Mahkeme'nin vereceği kararın, sadece Birleşik Krallık'ta değil, benzer hukuk sistemlerinde de emsal teşkil edebileceğini vurguluyor.
Davanın bir diğer boyutu da, kamu kurumlarının kişisel verilerin korunması konusundaki yükümlülükleri. Avrupa Birliği'nin Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR) benzeri düzenlemeler, Birleşik Krallık'ta da geçerli. Ancak temyiz mahkemesi, bu tür durumlarda kamu kurumlarının sorumluluğunun sınırlı olduğuna hükmetti. Bu karar, veri koruma ihlallerinde tazminat yolunun kapalı olup olmadığı tartışmasını beraberinde getirdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Birleşik Krallık'ta yaşanan bu hukuki süreç, Türkiye'deki aile içi şiddetle mücadele ve mağdur hakları açısından da dersler içeriyor. Türkiye'de son yıllarda kadına yönelik şiddetle mücadelede önemli adımlar atılsa da, mağdurların adalete erişimde karşılaştığı zorluklar ve kamu kurumlarının sorumluluğu konusundaki tartışmalar sürüyor. İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararı sonrası sivil toplum kuruluşları, koruma mekanizmalarının zayıfladığını savunuyor. Bu dava, yargı kararlarının mağdurlar lehine yorumlanması gerektiğini gösteriyor. Ayrıca, kişisel verilerin korunması ve kamu görevlilerinin hesap verebilirliği konusunda Türkiye'de de benzer düzenlemelere ihtiyaç duyulduğu ortaya çıkıyor. Türkiye, kendi hukuk sisteminde mağdur odaklı yaklaşımı güçlendirerek, aile içi şiddetle mücadelede etkin koruma sağlayabilir.