Japonya'da iktidardaki Liberal Demokrat Parti'nin (LDP) üst düzey bir yöneticisi, ülkenin merkez bankasının elinde bulunan borsa yatırım fonlarının (ETF) satışından elde edilecek gelirin, hükümetin planladığı vergi indirimlerini finanse etmek için kullanılabileceğini açıkladı. Bu öneri, Japonya'nın artan kamu borcu ve ekonomik durgunlukla mücadele ettiği bir dönemde gündeme geldi. LDP Genel Başkan Yardımcısı ve eski Dışişleri Bakanı Taro Kono, Japonya Merkez Bankası'nın (BOJ) elindeki ETF'lerin satılması durumunda elde edilecek kaynağın, hükümetin vergi gelirlerini artırmadan vatandaşlara vergi indirimi sağlamasına olanak tanıyabileceğini belirtti.
Gelişmenin Arka Planı
Japonya Merkez Bankası, 2010 yılından bu yana uyguladığı agresif parasal genişleme politikaları kapsamında piyasadan büyük miktarda ETF satın aldı. Bu alımların temel amacı, hisse senedi piyasasını desteklemek ve enflasyonu hedeflenen yüzde 2 seviyesine çıkarmaktı. BOJ'un bilançosunda biriken ETF'lerin piyasa değeri, son verilere göre yaklaşık 37 trilyon yen (yaklaşık 250 milyar dolar) seviyesine ulaştı. Bu tutar, Japonya'nın yıllık bütçesinin önemli bir kısmına tekabül ediyor.
Kono'nun bu önerisi, Japonya'da kamu maliyesi üzerindeki baskının arttığı bir dönemde geldi. Ülkenin kamu borcu, gayri safi yurt içi hasılasının (GSYİH) yaklaşık yüzde 260'ına ulaşarak dünyanın en yüksek seviyelerinden birine çıktı. Hükümet, artan savunma harcamaları ve yaşlanan nüfusun getirdiği sosyal güvenlik maliyetleri nedeniyle bütçe açığını kapatmakta zorlanıyor. Bu bağlamda, merkez bankasının elindeki varlıkların satışı, hükümet için yeni bir finansman kaynağı olarak değerlendiriliyor.
Ancak uzmanlar, BOJ'un elindeki ETF'lerin satışının piyasalarda dalgalanmaya yol açabileceği ve merkez bankasının bağımsızlığına gölge düşürebileceği konusunda uyarıyor. Ayrıca, bu satışların gerçekleşmesi durumunda BOJ'un zarar etmesi ihtimali de bulunuyor; zira ETF'lerin alım maliyeti ile güncel piyasa değeri arasındaki fark, satış fiyatına bağlı olarak değişebilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Japonya'nın bu hamlesi, sadece ülke ekonomisini değil, küresel piyasaları da etkileyebilecek bir potansiyele sahip. BOJ, dünya genelinde en büyük ETF alıcılarından biri olarak biliniyor. Bu nedenle, elindeki varlıkları satmaya başlaması, Japonya borsasında ve dolaylı olarak küresel hisse senedi piyasalarında satış baskısı yaratabilir. Özellikle, BOJ'un aldığı ETF'lerin büyük bir kısmı Japon hisse senedi endekslerini takip ettiği için, bu satışlar doğrudan Japon şirketlerinin hisse değerlerini etkileyebilir.
Diğer yandan, bu gelişme diğer gelişmiş ülke merkez bankaları için de bir emsal teşkil edebilir. Küresel finansal krizden bu yana birçok merkez bankası, piyasaları desteklemek amacıyla çeşitli varlık alım programları yürüttü. Ancak bu programların ekonomik büyümeyi teşvik etmede ne kadar etkili olduğu tartışmalı. Japonya'nın bu varlıkları elden çıkarma planı, diğer merkez bankalarının da benzer adımlar atıp atmayacağı sorusunu gündeme getiriyor.
Japonya ekonomisi, dünyanın dördüncü büyük ekonomisi olarak küresel ticaret ve finans sisteminde önemli bir rol oynuyor. Bu nedenle, ülkede alınacak ekonomik kararlar, gelişmekte olan piyasalar başta olmak üzere tüm dünyada yansıma buluyor. Özellikle Asya-Pasifik bölgesindeki ülkeler, Japonya'daki ekonomik gelişmeleri yakından takip ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Japonya'daki bu gelişme, Türkiye ekonomisi için doğrudan bir etki yaratmasa da, küresel piyasalarda olası bir dalgalanma Türkiye'yi de etkileyebilir. Japonya'nın ETF satışları nedeniyle hisse senedi piyasalarında yaşanabilecek düşüşler, gelişmekte olan ülkelere yönelik risk iştahını azaltabilir. Bu durum, Türkiye gibi dış finansman ihtiyacı yüksek olan ülkelerde sermaye çıkışlarına ve kur baskısına yol açabilir. Türkiye'nin Japonya ile ekonomik ilişkileri güçlü; iki ülke arasında önemli ticaret hacmi bulunuyor. Bu nedenle, Japonya ekonomisindeki yavaşlama veya politika değişiklikleri, dolaylı yoldan Türkiye'nin ihracatını etkileyebilir. Ayrıca, Japonya'nın uygulayacağı mali genişleme politikaları, küresel likidite koşullarını etkileyerek gelişmekte olan ülkelerin finansman koşullarını iyileştirebilir; bu da Türkiye açısından olumlu bir gelişme olabilir.