Japonya Merkez Bankası'nın (BOJ) 1990'dan bu yana en hızlı faiz artırım döngüsüne girmesi bekleniyor. Bloomberg'in haberine göre, BOJ'un para politikasını normalleştirme yönündeki adımları, ülkenin uzun süredir devam eden ultra gevşek para politikasından çıkış sinyali olarak yorumlanıyor. Bu gelişme, küresel tahvil piyasaları ve döviz kurları üzerinde önemli etkiler yaratabilir.
Gelişmenin Arka Planı
Japonya ekonomisi, onlarca yıldır deflasyon ve düşük büyüme ile mücadele ediyordu. 2013'te başlatılan Abenomik politikaları kapsamında devasa parasal genişleme uygulandı, negatif faiz oranları devreye sokuldu ve getiri eğrisi kontrolü (YCC) mekanizmasıyla uzun vadeli faizler baskılandı. Ancak son dönemde küresel enflasyon dalgası Japonya'ya da sıçradı; çekirdek enflasyon yıllardır ilk kez %2 hedefinin üzerinde seyrediyor. Bu durum, BOJ'un politika duruşunu değiştirmesi için baskı oluşturdu.
BOJ, Mart 2024'te negatif faiz politikasını sonlandırarak ilk faiz artırımını yaptı. Ardından gelen veriler, ücret artışlarının hızlandığını ve hizmet sektörü enflasyonunun kalıcı hale geldiğini gösterdi. Piyasa analistleri, BOJ'un önümüzdeki aylarda faiz artırımlarını hızlandırabileceğini, bunun da 1990 balon ekonomisi sonrası en hızlı sıkılaşma olacağını belirtiyor. 1990'da Japonya varlık balonunun patlamasıyla ekonomik durgunluğa girmiş, o tarihten bu yana faiz oranları genel olarak düşüş eğiliminde olmuştu. Dolayısıyla mevcut sıkılaşma döngüsü, ülkenin para politikası tarihinde bir dönüm noktası niteliğinde.
Bloomberg TV'de yayınlanan "The Asia Trade" programında konuşan uzmanlar, BOJ'un adımlarının diğer merkez bankalarından ayrıştığını vurguluyor. Fed ve ECB'nin faiz indirimine yöneldiği bir dönemde Japonya'nın sıkılaşması, küresel sermaye akımlarını tersine çevirebilir. Özellikle carry trade pozisyonlarındaki çözülme, volatiliteyi artırabilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Japonya, dünyanın en büyük alacaklı ülkesi konumunda ve Japon yatırımcılar yurt dışında önemli miktarda tahvil ve hisse senedi tutuyor. BOJ'un faiz artırımı, yenin değer kazanmasına yol açarak Japon yatırımcıların yurt dışı yatırımlarının cazibesini azaltabilir. Bu durum, ABD Hazine tahvilleri ve diğer küresel varlıklardan çıkışı tetikleyebilir, borçlanma maliyetlerini yükseltebilir. Ayrıca, küresel risk iştahını azaltarak gelişmekte olan ülke piyasalarını olumsuz etkileyebilir.
Asya-Pasifik bölgesinde ise Çin ve Güney Kore gibi ihracat odaklı ekonomiler, Japon yenindeki değerlenmenin rekabet gücünü nasıl etkileyeceğini yakından izliyor. Japonya'nın enflasyonla mücadelede attığı adımlar, bölgesel merkez bankalarının politikalarına da örnek teşkil edebilir. Öte yandan, Japonya'nın devasa kamu borcu (%250'nin üzerinde) faiz artırımlarını sınırlayıcı bir faktör olarak öne çıkıyor. Hükümetin borç servis maliyeti artabilir ve maliye politikası üzerinde baskı oluşabilir.
Küresel piyasalar açısından, BOJ'un sıkılaşması ABD dolarının değerini düşürebilir ve emtia fiyatlarını etkileyebilir. Altın gibi güvenli liman varlıklarına talep artabilir. Ayrıca, Japon hisse senetleri, faiz artışlarına rağmen şirket kârlılığındaki iyileşme sayesinde yatırımcı çekmeye devam edebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Japonya Merkez Bankası'nın beklenen faiz artırım döngüsü, Türkiye ekonomisi için dolaylı ama önemli sonuçlar doğurabilir. Küresel risk iştahının azalması ve sermaye akımlarının gelişmekte olan ülkelerden çıkışı, TL üzerinde baskı yaratabilir, cari açığın finansmanını zorlaştırabilir. Ayrıca, yenin değer kazanması Japonya'dan ithalatı pahalı hale getirirken, Türkiye'nin Japonya'ya olan ihracatını nispeten destekleyebilir. Ancak asıl etki, küresel tahvil faizlerindeki yükselişin Türkiye'nin dış borçlanma maliyetlerini artırması ve Merkez Bankası'nın faiz politikasını gözden geçirmesine yol açması olabilir. Türkiye, bu dönemde makroekonomik istikrarı korumak için dış finansmana erişimini çeşitlendirmeli ve rezervlerini güçlendirmelidir.