Japonya'da son haftalarda sosyal medyada hızla yayılan iki uç iddia, dezenformasyon uzmanlarını âdeta “şok” etti. Uzmanlar, bu komplo tarzı anlatıların, deprem kaygısı, savaş anılarının silinmesi ve öfke ile şüpheyi ödüllendiren çevrimiçi bilgi ekosistemi tarafından beslendiğini söylüyor. İddialar, deprem sonrası yardım çalışmalarını ve Hiroşima'nın nükleer bombalanmasının anma törenlerini hedef aldı.
Gelişmenin arka planı: Viral İddialar ve Dezenformasyon
İddialardan biri, 1 Ocak'ta Japonya'nın Noto Yarımadası'nda meydana gelen 7.6 büyüklüğündeki depremin ardından ortaya atıldı. Bazı hesaplar, depremin doğal bir afet olmadığını, Japon hükümetinin gizli bir silah denemesi yaptığını öne sürdü. Bu iddia, kısa sürede on binlerce kişi tarafından paylaşıldı ve #depremsilahı (earthquake weapon) etiketiyle trend oldu. Uzmanlar, bu tür anlatıların felaket sonrası belirsizlik ortamında hızla büyüdüğünü, insanların kontrol duygusu kazanmak için doğaüstü veya kasıtlı açıklamalara yöneldiğini belirtiyor.
İkinci iddia ise Hiroşima'ya atılan atom bombasının 79. yıl dönümünde Ağustos ayında ortaya çıktı. Bazı sosyal medya kullanıcıları, Hiroşima'nın aslında nükleer bombayla değil, geleneksel bombalarla yok edildiğini ve ABD'nin bu olayı abarttığını iddia etti. Bu iddia, atom bombası kurbanlarının anılarına saygısızlık olarak nitelendirildi ve geniş çapta kınandı. Ancak yine de binlerce kişi tarafından paylaşılarak yayılmaya devam etti.
Dezenformasyon uzmanları, bu iki olayın Japonya'nın 'komplo teorisi' sorununun derinleştiğini gösterdiğini söylüyor. Japonya, uzun süre komplo teorilerine karşı düşük bir duyarlılığa sahip bir ülke olarak görülüyordu; ancak son yıllarda çevrimiçi platformların yükselişiyle birlikte bu tür içeriklerin yayılması hızlandı. Uzmanlar, özellikle COVID-19 salgını sırasında başlayan aşı karşıtlığı ve 5G komplo teorilerinin, bu yeni iddiaların zeminini hazırladığını ifade ediyor.
Bölgesel veya küresel boyut: Asya'da dezenformasyonun yükselişi
Japonya'daki bu olay, Asya genelinde dezenformasyonla mücadele bağlamında önemli bir örnek teşkil ediyor. Çin, Güney Kore ve Tayvan gibi ülkelerde de benzer komplo teorileri yayılıyor; özellikle doğal afetler ve tarihsel travmalar, bu tür anlatıların hedefi haline geliyor. Uzmanlar, sosyal medya algoritmalarının öfke ve şüphe uyandıran içerikleri öne çıkardığını, bu durumun da komplo teorilerinin görünürlüğünü artırdığını vurguluyor. Japonya hükümeti, bu iddialara karşı resmi açıklamalar yapsa da, dezenformasyonun önüne geçmekte zorlanıyor.
Küresel boyutta, bu tür iddiaların yayılması, toplumsal güveni sarsıyor ve bilimsel gerçeklerin önemsizleştirilmesine yol açıyor. Ayrıca, felaket sonrası yardım çabalarını ve tarihsel hafızanın korunmasını baltalayabilir. Uzmanlar, medya okuryazarlığı eğitiminin ve doğrulama platformlarının önemine dikkat çekiyor; ancak bu adımların tek başına yeterli olmadığını, platformların da sorumluluk alması gerektiğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Japonya'daki bu dezenformasyon vakaları, Türkiye için de önemli dersler içeriyor. Türkiye, 6 Şubat 2023 depremlerinde benzer komplo teorileriyle karşılaşmış, sosyal medyada depremin yapay olduğu yönünde iddialar yayılmıştı. Bu durum, afet yönetimi ve halkın bilgilendirilmesi konusunda her ülkenin hassas olduğunu gösteriyor. Türkiye'nin dezenformasyonla mücadele konusunda uyguladığı politikalar, Japonya'nın yaşadığı sorunlarla karşılaştırılabilir bir nitelik taşıyor. Ayrıca, NATO müttefiki olan iki ülkenin, dezenformasyonla mücadele konusunda işbirliği yapması, ortak bir tehdit olan bilgi kirliliğine karşı savunma hattı oluşturabilir. Bu tür işbirlikleri, bölgesel istikrarın korunmasına da katkı sağlayabilir.