Citigroup'un CEO'su Jane Fraser, bankanın 2012'den bu yana en büyük yeniden yapılandırma programını yürütüyor. Varlık satışları, kitlesel işten çıkarmalar ve tartışmalı üst düzey atamalarla Wall Street'in en karmaşık finans kurumlarından birini dönüştürmeye çalışan Fraser, aynı zamanda eski Başkan Donald Trump ve ekibiyle yakın ilişkiler geliştiriyor. Sektör gözlemcileri, bu reformların Citigroup'u yeniden büyük oyuncu haline getirip getirmeyeceğini sorguluyor.
Gelişmenin arka planı: Fraser'ın vizyonu ve radikal adımlar
Jane Fraser, 2021'de Citigroup'un başına geçtiğinde, banka bir dizi düzenleyici başarısızlık ve zayıf kârlılıkla boğuşuyordu. Selefi Michael Corbat'ın istifasının ardından, bankanın tüketici bankacılığını küresel çapta yeniden yapılandırma sözü veren Fraser, ilk adım olarak Çin, Hindistan ve Avustralya gibi 13 pazardaki tüketici bankacılığı operasyonlarını satışa çıkardı. Sadece 2022'de bu satışlardan 4 milyar doların üzerinde gelir elde etti. Bununla yetinmeyen Fraser, şirketin kurumsal ve yatırım bankacılığı kolunu da küçülterek yaklaşık 5.000 çalışanı işten çıkardı.
Ancak en dikkat çekici hamle, Trump yönetiminde Hazine Müsteşarı olarak görev yapan Andrew Olmem'i küresel işlerden sorumlu başkan yardımcısı olarak işe alması oldu. Olmem'in Washington bağlantıları, Citigroup'un düzenleyici baskılar altında nefes almasını sağlayabilir. Ayrıca Fraser, eski Goldman Sachs yöneticisi Jay Horine'i finansal strateji direktörü olarak atayarak Wall Street'in en agresif oyuncularından birini ekibine kattı. Bu hamleler, 'eski Citigroup' kültürünü kırmayı hedefliyor, ancak bazı analistler bu değişimin bankanın risk iştahını artırabileceği konusunda uyarıyor.
Fraser'ın reformları yalnızca operasyonel değil. Banka, teknoloji yatırımlarını da artırarak 2026'ya kadar IT altyapısına 1,5 milyar dolar harcamayı planlıyor. Bu, düzenleyicilerin talep ettiği risk yönetimi iyileştirmelerinin bir parçası. Bununla birlikte, eleştirmenler Fraser'ın 'yap ya da öl' yaklaşımının çalışan moralini bozduğunu ve yetenek kaybına yol açtığını belirtiyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Trump bağlantısının jeopolitik anlamı
Citigroup'un Trump yönetimiyle yakınlaşması, bankanın sadece operasyonel değil, aynı zamanda jeopolitik bir strateji izlediğini gösteriyor. Trump'ın potansiyel dönüşü, Citigroup'a düzenleyici gevşeme ve uluslararası pazarlarda daha az kısıtlama getirebilir. Özellikle Çin'den çekilme kararı, ABD-Çin ticaret savaşının bir yansıması olarak okunabilir. Fraser, bu adımla Asya'da daha az risk alırken, Trump'ın 'Amerika Birinci' politikasına uyum sağlamış oluyor.
Ancak bu strateji, Citigroup'u siyasi risklere de açık hale getiriyor. Trump karşıtı bir yönetim gelirse, banka eski bağlantıları nedeniyle inceleme altına alınabilir. Öte yandan, Fraser'ın reformları küresel bankacılık sektöründe bir trendi tetikliyor: büyük bankalar, karmaşıklıktan kurtulup çekirdek işlere odaklanıyor. JPMorgan ve Bank of America da benzer adımlar atarken, Citigroup'un bu yarışta geri kalmama mücadelesi verdiği görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Citigroup'un yeniden yapılandırması, Türk bankacılık sektörü için dolaylı ancak önemli sinyaller taşıyor. Bankanın gelişmekte olan pazarlardan çekilmesi, Türkiye gibi ülkelerde yabancı banka varlığının azalabileceğini gösteriyor. Ancak Citigroup Türkiye'de doğrudan büyük bir tüketici bankacılığı operasyonuna sahip olmadığı için kısa vadede etki sınırlı. Bununla birlikte, Fraser'ın Trump yönetimiyle yakınlaşması, ABD'nin Türkiye'ye yönelik ekonomi politikalarında Citigroup'un kaldıraç olarak kullanılabileceği anlamına gelebilir. Ayrıca, küresel bankaların teknoloji yatırımları Türk bankalarının dijital dönüşümüne örnek teşkil edebilir. Ancak Citigroup'un yeniden yapılanmasının Türkiye'ye doğrudan bir etkisi beklenmiyor.