Jamaika'da aktivistler, hükümeti adanın kıyı şeridini turizm endüstrisi lehine özelleştirmekle suçluyor. Ülkenin en büyük ekonomik sektörlerinden biri olan turizm, yılda milyarlarca dolar getiri sağlarken, yerel halk plajlara erişimde giderek artan kısıtlamalarla karşı karşıya. Ada genelinde lüks tatil köyleri ve özel mülkler, geleneksel olarak herkese açık olan kumsalları kapatıyor. Bu durum, turizm gelirlerinin adil dağıtılmadığı ve doğal kaynakların yabancı sermaye tarafından gasp edildiği yönünde eleştirilere yol açıyor.
Gelişmenin arka planı
Jamaika Anayasası, kıyı şeridinin halka ait olduğunu belirtiyor ancak yasal boşluklar, özellikle gelgit çizgisi tanımındaki belirsizlikler, otel ve özel mülk sahiplerine plajların büyük kısmını kullanma imkânı veriyor. Ülkede turizm sektörü, GSYİH'nın yaklaşık yüzde 20'sini oluşturuyor ve pandemi sonrası toparlanmayla birlikte yeni yatırımlar hız kazandı. Ancak bu yatırımlar, kıyı erozyonu, atık yönetimi ve yerel balıkçıların geçim kaynaklarının tehdit altında olması gibi çevresel ve sosyal sorunları da beraberinde getiriyor. Aktivistler, Negril, Ocho Rios ve Montego Bay gibi turistik bölgelerde balıkçı köylerinin yerinden edildiğini ve sahillerin özel güvenlik tarafından korunduğunu belirtiyor.
Jamaika Hükümeti, turizmin istihdam yarattığını ve ekonominin bel kemiği olduğunu savunuyor. Ancak muhalefet ve sivil toplum kuruluşları, mevcut politikaların yalnızca büyük otel zincirlerine fayda sağladığını iddia ediyor. Geçtiğimiz ay yapılan bir protestoda, “Plajlar Halkındır” sloganıyla binlerce kişi Kingston sokaklarına döküldü. Ayrıca, çevre örgütleri mercan resiflerinin ve deniz ekosistemlerinin aşırı turizm nedeniyle zarar gördüğüne dikkat çekiyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Jamaika'daki bu durum, Karayipler genelinde benzer bir eğilimin parçası. Bahamalar, Dominik Cumhuriyeti ve Barbados gibi ülkelerde de turizm odaklı kalkınma stratejileri nedeniyle kıyı alanları özelleşiyor. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre Karayipler'de turizm sektörü, bölgedeki işlerin yüzde 15'inden fazlasını sağlıyor. Ancak bu işler çoğunlukla düşük ücretli ve mevsimlik. Dünya Bankası'nın raporları, kıyı mülkiyetinin yabancı yatırımcıların elinde yoğunlaştığını ve bunun gelir eşitsizliğini artırdığını ortaya koyuyor. İklim değişikliğiyle birlikte yükselen deniz seviyeleri, kıyı şeridinin değerini daha da artırırken, bu alanlara erişim sorununu derinleştiriyor. Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı (UN-Habitat), kıyı alanlarının adil yönetimi çağrısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, uzun kıyı şeridi ve gelişen turizm sektörüyle Jamaika'daki tartışmalara benzer dinamikler barındırıyor. Özellikle Antalya, Bodrum ve Çeşme gibi bölgelerde, kıyı alanlarının otel ve sitelere kapatılması kamuoyunda sıkça eleştiriliyor. Türkiye'de de “kıyılar halkındır” anayasal bir ilke olmasına rağmen, uygulamada benzer sorunlar yaşanıyor. Bu nedenle Jamaika'daki gelişmeler, kıyı yönetim politikalarının gözden geçirilmesi ve sürdürülebilir turizm modellerine geçiş için bir uyarı niteliği taşıyor. Ayrıca, Karayipler'deki büyüyen gelir eşitsizliği ve yabancı yatırım bağımlılığı, turizmin tek odaklı kalkınma politikası olarak benimsenmesinin risklerini gösteriyor. Türkiye turizminde çeşitlendirme ve yerel halkın katılımı, bu bağlamda daha da önem kazanıyor.