Jamaikalı yetkililer, Eylül ayında İngiltere'ye giderek Kral Charles'a kölelik tazminatı konusunda yasal rehberlik talep eden benzeri görülmemiş bir dilekçeyi resmen sunmayı planlıyor. Jamaika Başbakanı Andrew Holness liderliğindeki heyet, 6 Eylül'de Kral Charles ile bir araya gelerek, Karayipler ülkesinin onarıcı adalet misyonunu bir üst seviyeye taşıyacak. Dilekçe, İngiliz tahtının kullanabileceği yasal araçlarla, Jamaika'nın kölelik ve sömürgecilikten kaynaklanan zararlarının tazmini için harekete geçilmesini istiyor.
Arka plan: Köleliğin yaraları ve onarıcı adalet talepleri
Jamaika, 17. yüzyıldan 1834'teki kaldırılışına kadar İngiliz İmparatorluğu'nun en büyük şeker ve köle ticareti merkezlerinden biriydi. Yüz binlerce Afrikalı köle, plantasyonlarda çalıştırıldı ve köleliğin kaldırılmasının ardından İngiltere, köle sahiplerine 20 milyon sterlin tazminat öderken, kölelere hiçbir ödeme yapılmadı. Bugün Jamaika, bu tarihsel adaletsizliğin onarılması için uluslararası alanda mücadele yürütüyor. 2021'de Barbados, İngiliz kraliyetinden özür talep eden ilk Karayip ülkesi olmuştu. Jamaika ise 2022'de, Kral Charles'ın taç giyme törenini boykot ederek tazminat talebini yinelemişti.
Bölgesel ve küresel boyut: Karayipler'de tazminat dalgası
Jamaika'nın bu girişimi, Karayipler Topluluğu (CARICOM) bünyesinde yürütülen onarıcı adalet çabalarının bir parçası. CARICOM, 2014'te kurduğu Onarıcı Adalet Komisyonu ile üye ülkelerin eski sömürgecilerden tazminat talep etmesini koordine ediyor. Komisyon, İngiltere, Fransa, Hollanda ve Portekiz gibi ülkelerden 400 milyar dolardan fazla tazminat istemişti. Bu hareket, 2020'de George Floyd'un öldürülmesinin ardından dünya genelinde yükselen ırkçılık karşıtı protestolarla da ivme kazandı. İngiltere'de ise kamuoyu bölünmüş durumda; bazı siyasetçiler tazminatın pratik olmadığını savunurken, Kilise ve bazı akademisyenler talebi destekliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, sömürgecilik sonrası adalet taleplerinin uluslararası gündemde giderek daha fazla yer bulduğunu gösteriyor. Türkiye, geçmişin yaralarının sarılmasına yönelik bu tür girişimleri doğrudan etkilemese de, küresel güney ülkelerinin tarihsel adaletsizliklere karşı yükselen sesi, Ankara'nın çok kutuplu dünya vizyonuyla örtüşüyor. Ayrıca, benzer taleplerin Afrika ve Asya'ya yayılması, uluslararası hukukta onarıcı adalet kavramının güçlenmesine yol açabilir. Türkiye'nin, Birleşmiş Milletler ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi platformlarda sömürgecilik karşıtı söylemlere verdiği destek göz önüne alındığında, bu tür gelişmeleri yakından izlemesi beklenebilir.