ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, sınır dışı edilen göçmenlerin kendi vatandaşı olmadıkları ülkelere gönderilmesi politikasını genişletmeye devam ediyor. Son olarak Jamaika hükümetiyle, sınır dışı edilen yabancı uyruklu kişilerin geçici olarak adada tutulması için görüşmeler yapıldığı ortaya çıktı. Söz konusu anlaşma, Trump'ın göçmen karşıtı politikalarının en tartışmalı yönlerinden biri olan "üçüncü ülke uygulaması"nın bir parçası. Jamaika, daha önce de benzer anlaşmalar imzalayan Guatemala, El Salvador ve Honduras gibi ülkelerin ardından bu listeye ekleniyor.
Trump Yönetiminin Göçmen Politikasının Yeni Ayağı
Adını açıklamayan üst düzey bir Jamaikalı yetkiliye göre, anlaşma metni henüz nihai halini almamış olsa da, müzakereler hızla ilerliyor. Söz konusu düzenleme, ABD'de yasal statüsü olmayan veya suç kaydı bulunan kişilerin, Jamaika'ya hiçbir bağları olmasa bile bu ülkeye gönderilmesini öngörüyor. Jamaika, bu kişileri ya kendi topraklarında ya da ABD'nin finanse edeceği bir tesiste barındıracak. Trump yönetimi, benzer bir modeli daha önce Meksika ile de uygulamış, ancak Meksika hükümeti bu uygulamaya sıcak bakmamıştı. Jamaika anlaşması, Washington'ın Güney ve Orta Amerika ülkeleri üzerindeki baskısının bir yansıması olarak görülüyor.
Anlaşmanın detayları henüz kamuoyuyla paylaşılmamış olsa da, uzmanlar bu tip düzenlemelerin insan hakları ihlallerine yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Sınır dışı edilen kişilerin dil, kültür veya aile bağı bulunmayan bir ülkede haftalarca hatta aylarca alıkonulması, hukuki belirsizlik yaratıyor. Aynı zamanda, Jamaika gibi nispeten küçük ve kaynakları sınırlı bir ülkenin bu yükü kaldırıp kaldıramayacağı da soru işareti.
Bölgesel ve Küresel Boyut: ABD'nin Göçmen İadesi Stratejisi
Trump yönetiminin bu hamlesi, ABD'nin göçmenlik sistemini kökten değiştirme çabalarının bir parçası. "Stay in Mexico" (Meksika'da Kal) programı ve "güvenli üçüncü ülke" anlaşmaları, sığınmacıların ABD sınırına ulaşmasını engellemeyi hedefliyor. Ancak, bu politikalar uluslararası hukukta sığınma hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle eleştiriliyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), üçüncü ülke uygulamalarının ancak sığınmacının güvenliğinin garanti altına alınması durumunda uygulanabileceğini belirtiyor. Jamaika özelinde, ülkenin kendisinin de yüksek suç oranları ve ekonomik zorluklarla boğuştuğu düşünüldüğünde, sığınmacılar için "güvenli bir liman" olup olmayacağı tartışmalı.
Bu politika, aynı zamanda ABD'nin bölge ülkeleriyle ilişkilerini de etkiliyor. Karayipler ve Orta Amerika ülkeleri, ABD'nin baskısına boyun eğmekle kendi iç kamuoylarına hesap vermek arasında sıkışıyor. Jamaika Başbakanı Andrew Holness, konuyla ilgili henüz resmi bir açıklama yapmamış olsa da, muhalefet partileri anlaşmayı sert bir dille eleştiriyor. Öte yandan, ABD'nin bu politikasının diğer ülkeler tarafından da örnek alınmasından endişe ediliyor; zira Avrupa Birliği ve Avustralya gibi aktörler de benzer üçüncü ülke düzenlemelerine sıcak bakıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin de benzer bir durumla karşı karşıya kalabileceğini akıllara getiriyor. Türkiye, 2016 AB-Türkiye Göç Anlaşması kapsamında Yunanistan'dan iade edilen sığınmacıları kabul ediyor, ancak bu kez ABD'nin üçüncü ülke uygulaması farklı bir model oluşturuyor. Türkiye'nin, kendi sınırları dışındaki kişiler için bir "bekleme ülkesi" haline gelme riski bulunuyor. Ayrıca, ABD'nin bu politikası, uluslararası hukukta sığınma hakkının zayıflamasına yol açabilir; bu da göçmen kriziyle mücadele eden Türkiye için daha fazla yük anlamına gelebilir. Türk dış politikasının, bu tür anlaşmaların insan hakları boyutunu göz önünde bulundurarak, uluslararası platformlarda net bir duruş sergilemesi önem taşıyor.