Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Lana Nusseibeh, küresel çatışmaların derinleştiği bir dönemde, doğrudan taraf olmayan ülkelerin arabuluculuk ve diplomasideki rolünü ele aldı. İkili, uluslararası sistemin parçalanması ve büyük güç rekabetinin arttığı bir ortamda, orta güçlerin ve bölgesel aktörlerin barış süreçlerine katkı sağlayabileceğini belirtti. Konuşmacılar, özellikle Ukrayna-Rusya savaşı, Gazze krizi ve Hint-Pasifik'teki gerilimlerde, tarafsız kalmakla aktif diplomasi yürütmek arasında bir denge kurmanın önemine vurgu yaptı.
Çatışmaların Gölgesinde Diplomasinin Yeniden Tanımlanması
Jaishankar ve Nusseibeh, dünyanın birçok bölgesinde savaşların ve krizlerin yaşandığı günümüzde, geleneksel diplomasi yöntemlerinin yetersiz kaldığına dikkat çekti. Ukrayna'da devam eden savaş, Orta Doğu'da İsrail-Filistin çatışması ve Sudan gibi Afrika ülkelerindeki iç savaş, uluslararası toplumun müdahale kapasitesini zorluyor. Bu bağlamda, iki diplomat, doğrudan çatışmanın parçası olmayan ülkelerin, taraflar arasında güven inşa etme, insani yardım koridorları açma ve müzakere masası oluşturma gibi kritik rolleri üstlenebileceğini vurguladı. Jaishankar, Hindistan'ın Soğuk Savaş dönemindeki Bağlantısızlar Hareketi'nden edindiği deneyimleri hatırlatarak, günümüzde de benzer bir arabuluculuk misyonunun geçerli olduğunu ancak bunun için daha pragmatik ve çok taraflı bir yaklaşım gerektiğini söyledi. Nusseibeh ise BAE'nin Yemen, Libya ve Etiyopya'daki arabuluculuk girişimlerini örnek göstererek, küçük ama etkili devletlerin de barış süreçlerinde önemli bir yer tutabileceğini ifade etti.
Küresel ve Bölgesel Boyut: Çok Kutuplu Dünyada Arabuluculuk Stratejileri
Konuşmacılar, çok kutuplu dünya düzeninde arabuluculuğun hem fırsatlar hem de zorluklar barındırdığını belirtti. Bir yandan, daha fazla aktörün sürece dahil olması yaratıcı çözümleri mümkün kılarken, diğer yandan büyük güçlerin çıkar çatışmaları arabulucuların manevra alanını daraltıyor. Jaishankar, özellikle Hint-Pasifik bölgesindeki deniz güvenliği sorunlarına ve ticaret yollarının kontrolüne dikkat çekerek, burada yeni arabuluculuk mekanizmalarına ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. Nusseibeh ise Orta Doğu'da İsrail-Filistin sorununun çözümünde, ABD öncülüğündeki geleneksel sürecin yanı sıra bölge ülkelerinin daha aktif rol alması gerektiğini savundu. İkili, ayrıca iklim değişikliği, pandemi sonrası ekonomik toparlanma ve siber güvenlik gibi küresel sorunların da arabuluculuk stratejilerine entegre edilmesi gerektiğini ifade etti. Özellikle enerji krizi ve gıda güvenliği gibi konularda, çatışan tarafların ortak çıkarlar bulmasının mümkün olduğu örnekler verildi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, hem NATO üyesi hem de bölgesel bir güç olarak, Ukrayna-Rusya savaşı, Karabağ sorunu ve Orta Doğu'daki krizlerde arabuluculuk girişimleriyle ön plana çıkmıştır. Jaishankar ve Nusseibeh'in vurguladığı gibi, doğrudan taraf olmayan aktörlerin rolü Türkiye için stratejik bir avantajdır. Türkiye, İstanbul süreci ve Tahıl Koridoru anlaşması ile somut sonuçlar alarak bu alandaki kabiliyetini kanıtlamıştır. Ancak çok kutuplu dünyada Türkiye'nin arabuluculuk rolünü sürdürebilmesi için hem Batı ile hem de Doğu ile dengeli ilişkiler kurması, ayrıca bölgesel rakipleri (Yunanistan, İran) ile rekabetten kaçınması gerekmektedir. Bu gelişme, Türkiye'nin diplomatik kapasitesini artırmak için fırsatlar sunarken, aynı zamanda büyük güçlerin kısıtlamalarına karşı kırılganlıklarını da ortaya koymaktadır.