İzlanda, Avrupa Birliği'ne (AB) üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılıp başlatılmayacağı konusunda kritik bir oylamaya gidiyor. 2015 yılında dondurulan bu süreç, ülkenin siyasi gündeminde yeniden yerini alırken, Brüksel'de genişleme politikası için yeni bir 'başarı hikayesi' umudu doğuyor. İzlanda'nın adaylık dosyası, ekonomik istikrarı ve AB müktesebatına uyum düzeyi nedeniyle diğer aday ülkelere kıyasla en hazır dosyalardan biri olarak görülüyor. Ancak ülke içindeki siyasi tartışmalar, özellikle balıkçılık ve tarım sektörlerindeki endişeler nedeniyle halkın AB üyeliğine mesafeli durmasına yol açıyor.
Gelişmenin Arka Planı
İzlanda, 2009 yılında yaşanan mali krizin ardından AB üyelik başvurusunda bulunmuş, 2010 yılında da resmi olarak aday statüsü kazanmıştı. Müzakerelerin başlamasıyla birlikte 27 fasıldan 11'i geçici olarak kapatılmış, ancak 2013 yılında göreve gelen merkez sağ koalisyon hükümeti, 'AB üyeliğinin egemenliği zayıflatacağı' gerekçesiyle müzakereleri dondurmuştu. O tarihten bu yana konu, ülke siyasetinde tartışmalı bir başlık olmaya devam etti.
Geçtiğimiz yıl yapılan genel seçimlerin ardından kurulan yeni koalisyon hükümeti, AB üyeliği konusunda referandum sözü verdi. Bu kapsamda İzlanda Meclisi (Althing), üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılması için halk oylamasına gidilmesini öngören bir kararı kabul etti. Bugün yapılan oylama, hükümetin bu yöndeki stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Ancak anketler, halkın yaklaşık yüzde 60'ının AB üyeliğine karşı çıktığını gösteriyor. Bu da müzakerelerin yeniden başlaması ihtimalini düşük kılıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İzlanda'nın AB üyeliği, yalnızca ülkenin kendi geleceği açısından değil, Avrupa bütünleşmesinin geleceği açısından da sembolik bir önem taşıyor. AB, Batı Balkanlar ve Doğu Avrupa'daki aday ülkelerle yaşadığı zorlukların ardından, İzlanda gibi yüksek gelirli, istikrarlı bir ülkenin üyeliğinin 'başarı hikayesi' olabileceğini düşünüyor. Özellikle İngiltere'nin ayrılmasının ardından AB, üye sayısını artırma yönünde olumlu bir imaj yaratmak istiyor.
İzlanda'nın AB üyeliği, aynı zamanda Arktik bölgedeki jeopolitik dengeleri de etkileyebilir. İzlanda, NATO üyesi olmasına rağmen AB üyesi olmayan üç Avrupa ülkesinden biri (Norveç ve İsviçre ile birlikte). AB üyeliği, İzlanda'nın Arktik Konseyi'ndeki etkisini artırabilir ve Rusya'nın bölgedeki faaliyetlerine karşı AB ile daha yakın işbirliği yapmasını sağlayabilir. Bu nedenle AB üyeliği, sadece ekonomik entegrasyon değil, aynı zamanda güvenlik boyutu da taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İzlanda'nın AB üyelik süreci, Türkiye'nin AB ile ilişkileri açısından dolaylı ama önemli bir gösterge niteliği taşıyor. AB'nin genişleme politikasındaki isteksizliği ve 'üyelik yorgunluğu', Türkiye'nin uzun süredir bekleyen dosyasını da olumsuz etkiliyor. İzlanda gibi küçük ve ekonomik olarak entegre bir ülkenin bile üyelik sürecinde yaşadığı zorluklar, AB'nin genişleme kriterlerini ne kadar katı uyguladığını gösteriyor. Türkiye açısından bu, AB ile müzakerelerin geleceği konusunda karamsar bir tablo çiziyor. Öte yandan, İzlanda'nın üyeliğinin gerçekleşmesi halinde, AB'nin genişlemeye açık olduğu mesajı verilebilir; bu da Türkiye'nin elini güçlendirebilir. Ancak mevcut koşullarda, AB'nin genişleme ajandası daha çok Batı Balkanlar'a odaklanmış durumda; Türkiye'nin bu süreçte öncelikli bir konumda olmadığı açık.