İzlanda, Avrupa Birliği'ne (AB) üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılması konusunda yapılan referandumda seçmenlerin çoğunluğu 'hayır' oyu kullanarak mevcut politikaların devamını tercih etti. Ülkenin dışişleri bakanlığından yapılan açıklamaya göre, halkın yaklaşık %58'i AB ile müzakerelerin yeniden başlamasına karşı çıktı. Bu sonuç, İzlanda'nın Avrupa entegrasyonuna mesafeli duruşunu bir kez daha teyit ederken, hükümetin önümüzdeki dönemdeki dış politika önceliklerini de belirlemiş oldu.
Gelişmenin Arka Planı
İzlanda, 2010 yılında finansal krizin ardından AB üyeliği için başvurmuş, ancak 2013 yılında muhafazakar hükümetin göreve gelmesiyle müzakereler askıya alınmıştı. O tarihten bu yana konu, ülke siyasetinde tartışmalı bir başlık olarak yerini korudu. 2021 yılında koalisyon hükümeti, konuyu çözüme kavuşturmak amacıyla bir referandum düzenlenmesine karar verdi. Ancak referandum süreci, Kovid-19 pandemisi ve hükümet içindeki anlaşmazlıklar nedeniyle iki kez ertelendi. Nihayet geçtiğimiz hafta yapılan oylamada, seçmenlerin büyük bir bölümü, AB üyeliğinin İzlanda'nın balıkçılık ve tarım sektörlerine olumsuz etki edeceği gerekçesiyle 'hayır' yönünde oy kullandı.
Referandum sonuçları, özellikle kırsal kesimde yaşayanların AB karşıtı tutumunun belirleyici olduğunu gösteriyor. Başkent Reykjavik'te ise sonuçlar daha dengeli dağılırken, ülkenin kuzey ve batı bölgelerindeki balıkçılıkla geçinen toplulukların 'hayır' oyu, AB'nin ortak balıkçılık politikasına duyulan güvensizliği ortaya koyuyor. İzlanda Üniversitesi'nden siyaset bilimci Anna Kristín Gunnarsdóttir, sonucun şaşırtıcı olmadığını belirterek, "İzlanda halkı, bağımsızlık ve balıkçılık hakları konusunda son derece hassas; bu durum, AB üyeliğine yönelik talebi sürekli olarak düşük tutuyor" dedi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İzlanda'nın bu kararı, Avrupa genelinde yükselen AB karşıtlığıyla da örtüşüyor. Brexit sonrası Avrupa'da birlik fikrine yönelik şüphelerin arttığı bir dönemde, İzlanda'nın adımı, AB'nin genişleme politikalarının önündeki engelleri bir kez daha gözler önüne seriyor. Öte yandan, İzlanda AB üyesi olmasa da Avrupa Ekonomik Alanı (AEA) üzerinden AB'nin tek pazarına erişim hakkına sahip. Bu durum, ülkenin ekonomik entegrasyonun faydalarından yararlanırken siyasi bağımsızlığını koruyabilmesine olanak tanıyor.
Uzmanlar, İzlanda'nın bu kararının kısa vadede önemli bir değişime yol açmayacağını, ancak AB üyeliği konusunun ülkenin gündeminden tamamen düşmeyeceğini ifade ediyor. Kuzey Kutbu bölgesindeki jeopolitik önemi giderek artan İzlanda, ABD ve NATO ile olan güçlü bağlarını korurken, Rusya'nın bölgedeki faaliyetlerine karşı da dikkatli bir politika izliyor. Bu bağlamda, son referandum sonucu, İzlanda'nın Batı ittifakındaki konumunu değiştirmezken, Brüksel ile ilişkilerinde daha temkinli bir yaklaşım benimsemesine yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, uzun yıllardır AB üyelik sürecini sürdüren bir ülke olarak, İzlanda'nın bu kararını yakından izlemektedir. İzlanda'nın AB üyeliğini reddetmesi, Birliğin genişleme politikasının zayıflığına işaret etmektedir. Bu durum, Türkiye'nin üyelik müzakerelerinde karşılaştığı zorlukların yalnızca kendine özgü olmadığını, AB'nin genişleme konusundaki isteksizliğini yansıttığını göstermektedir. Türkiye için bu gelişme, AB ile ilişkilerde yeni bir perspektif geliştirme ihtiyacını hatırlatmaktadır. Ankara, tam üyelik hedefini korumakla birlikte, gümrük birliğinin güncellenmesi ve vize serbestisi gibi somut adımlarla ilişkileri ilerletme stratejisini sürdürmektedir. İzlanda'nın referandum sonucu, AB üyeliğinin artık tüm ülkeler için cazip olmadığını göstermesi bakımından anlamlıdır.