İzlanda, yıllar önce askıya alınan Avrupa Birliği (AB) üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılıp başlatılmayacağına karar vermek üzere bugün sandık başına gitti. Cumartesi günü yapılan referandum, ülkenin AB ile ilişkilerinde potansiyel bir dönüm noktası niteliği taşıyor. Seçmenler, 2009 yılında başlayan ve 2013'te hükümetin kararıyla durdurulan müzakerelerin kaldığı yerden devam edip etmeyeceği konusunda oy kullanıyor. Referandumun sonucu, İzlanda'nın Brüksel ile entegrasyon sürecinin yeniden canlanıp canlanmayacağını veya mevcut belirsizliğin süreceğini belirleyecek.
Müzakerelerin arka planı ve referandumun nedenleri
İzlanda'nın AB serüveni, 2008'deki büyük mali krizin ardından hız kazanmıştı. Ülkenin bankacılık sisteminin çökmesiyle birlikte, AB üyeliği bazı siyasi partiler tarafından ekonomik istikrar ve güvenli bir liman olarak görülmüştü. 2009'da yapılan genel seçimlerin ardından Sosyal Demokratlar liderliğindeki koalisyon hükümeti, AB kapısını çalmış ve müzakereler başlamıştı. Ancak 2013'te iktidara gelen Muhafazakâr Bağımsızlık Partisi ile İlerleme Partisi koalisyonu, müzakere sürecini dondurmuş ve konuyu rafa kaldırmıştı.
Yıllar içinde İzlanda'nın AB üyeliğine yönelik kamuoyu desteği, özellikle balıkçılık hakları ve tarım sübvansiyonları konusundaki endişeler nedeniyle önemli ölçüde azalmıştı. İzlanda, AB'nin ortak balıkçılık politikasına katılmanın, kendi zengin balıkçılık kaynakları üzerindeki kontrolünü zayıflatacağından çekiniyor. Öte yandan, Tarım sektörü de AB'nin ortak tarım politikasının İzlanda'nın küçük ölçekli ve yüksek maliyetli tarımını olumsuz etkileyebileceği endişesini taşıyor. Bu nedenlerle, AB üyeliği fikri uzun süredir ülkede popülerlik kazanamadı.
Ancak son dönemde, özellikle Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırganlığının ardından Avrupa'da artan güvenlik endişeleri, İzlanda'da AB'ye yönelik bakışı değiştirmiş olabilir. İzlanda, AB üyesi olmamasına rağmen Avrupa Ekonomik Alanı (AEA) ve Schengen Bölgesi'nin bir parçası olarak AB'nin iç pazarına ve serbest dolaşımına erişimden yararlanıyor. NATO üyesi olan İzlanda, savunmasını büyük ölçüde ABD'ye ve dolayısıyla NATO'ya dayandırıyor. AB üyeliğinin, ülkenin Avrupa'daki siyasi ve güvenlik mimarisindeki konumunu güçlendirebileceği düşünülüyor.
Referandumun bölgesel ve küresel etkileri
Bu referandum yalnızca İzlanda'nın iç meselesi değil; aynı zamanda AB'nin geleceği açısından da sembolik bir önem taşıyor. Brexit'in ardından AB, üyelik sürecini daha çekici hale getirmeye çalışırken, İzlanda gibi bir Kuzey Avrupa ülkesinin yeniden müzakerelere başlama kararı, AB'nin yumuşak gücüne olan inancı tazeleyebilir. Ancak İzlanda'nın AB'ye tam üyeliği, özellikle balıkçılık konusundaki hassasiyetleri nedeniyle oldukça karmaşık müzakereleri gerektirecek. İzlanda'nın AB'ye olası katılımı, Grönland ve Faroe Adaları gibi diğer Kuzey Atlantik bölgelerini de etkileyebilir; zira bu bölgeler de benzer endişeler taşıyor.
Uluslararası gözlemciler, İzlanda'daki referandumu, Avrupa'nın güvenlik mimarisinde artan birlik arayışı bağlamında değerlendiriyor. Rusya'nın Ukrayna'daki savaşı, birçok Avrupalıyı AB'nin güvenlik ve savunma boyutunu güçlendirmesi gerektiğine ikna ederken, İzlanda gibi küçük ama stratejik açıdan önemli adaların AB'ye yakınlaşması, Avrupa'nın kuzey kanadının sağlamlaşmasına katkı sağlayabilir. Öte yandan, İzlanda'nın AB üyeliği fikri, ülkenin bağımsızlık geleneği ile çelişebilir; bu nedenle kampanya süreci oldukça hararetli geçti. Referandum sonuçlarının ne olacağı ve ardından nasıl bir yol izleneceği, sadece İzlanda için değil, Avrupa'nın geleceği için de yakından izlenecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İzlanda'daki referandum, Türkiye'nin AB üyelik süreciyle doğrudan ilgili olmasa da, benzer bir süreçten geçen bir ülkenin kararı bölgesel ve küresel ölçekte yankı uyandırıyor. Türkiye, AB ile müzakereleri yıllardır askıda olan diğer bir ülke olarak, İzlanda'nın kararını yakından izliyor. İzlanda'da AB'ye yönelik artan güvenlik taleplerinin, AB'nin genişleme politikasını canlandırması muhtemel. Bu durum, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde yeni dinamikler yaratabilir. Ayrıca, İzlanda gibi bir ülkenin AB üyeliğinin, küçük ülkeler için AB'nin ne kadar cazip olabileceğine dair bir örnek teşkil etmesi, Türkiye'deki AB tartışmalarına da dolaylı yoldan etki edebilir. Ancak, Türkiye'nin üyelik sürecinin İzlanda'dan çok daha farklı ve karmaşık koşulları bulunuyor.