İzlanda'da yapılan halk oylamasında, hükümetin Avrupa Birliği (AB) ile üyelik müzakerelerine yeniden başlama önerisi reddedildi. Kamu yayıncısı RUV'un verilerine göre, seçmenlerin yüzde 60'ından fazlası hükümetin Avrupa yanlısı politikasına 'hayır' dedi. Bu sonuç, İzlanda'nın uzun süredir tartışılan AB üyeliği konusundaki derin bölünmüşlüğü bir kez daha ortaya koyarken, hükümetin bu yöndeki planlarına da şimdilik son verdi. Kuzey Atlantik adası ülkesi, 2009 yılında mali krizin ardından AB'ye üyelik başvurusunda bulunmuş, ancak 2013'te müzakereleri askıya almıştı.
Gelişmenin arka planı: On yıllık müzakereler ve değişen kamuoyu
İzlanda, 2008 yılında yaşanan büyük bankacılık krizinin ardından 2009'da AB üyeliğine başvurdu. Müzakereler, 2010 yılında resmen başladı ve üyelik için uyum sürecinde önemli ilerleme kaydedildi. Ancak 2013'te iktidara gelen muhafazakar koalisyon hükümeti, görüşmeleri askıya aldı. O dönemde başbakan olan Sigmundur Davíð Gunnlaugsson, AB üyeliğinin ülkenin balıkçılık ve tarım sektörlerine zarar vereceğini savunmuş, kamuoyunda da AB karşıtlığı artmıştı.
Son yıllarda ise Avrupa Birliği'ne üyelik fikri, özellikle genç seçmenler arasında yeniden güç kazandı. Mevcut hükümet, 2021 seçimlerinde AB konusunda net bir tutum almazken, koalisyon ortaklarından biri olan ilerici sol Yeşil Sol Hareket, müzakerelerin yeniden başlatılmasını istiyordu. Başbakan Katrín Jakobsdóttir hükümeti, geçtiğimiz ay parlamentoya sunduğu öneriyle, AB ile müzakerelerin kaldığı yerden devam etmesi için halkın görüşüne başvurma kararı aldı. Ancak dün yapılan gayri resmi halk oylamasında, seçmenlerin büyük çoğunluğu 'hayır' oyu kullandı.
Sonuç ne anlama geliyor? İzlanda'nın Avrupa ile ilişkileri ve geleceği
İzlanda, AB üyesi olmayan ancak Avrupa Ekonomik Alanı (AEA) üyesi olan bir ülke olarak AB'nin iç pazarına büyük ölçüde erişim sağlıyor. Aynı zamanda Schengen bölgesinde yer alıyor. Bu nedenle, AB üyeliğinin maliyet-fayda analizi İzlanda için her zaman tartışmalı olmuştur. Özellikle balıkçılık sektörü, AB'nin ortak balıkçılık politikasının ülkenin bağımsız balıkçılık yönetimini tehdit edeceğinden endişe ediyor.
Halk oylamasının sonucu, İzlanda'nın AB ile müzakerelere yeniden başlamasının önünü kesmiş gibi görünüyor. Ancak konu, ülke siyasetinde canlı bir tartışma olmaya devam edecek. Özellikle iklim krizi, Arktik bölgesinin jeopolitik öneminin artması ve Avrupa'daki güvenlik mimarisinin değişmesi gibi faktörler, İzlanda'yı AB ile daha yakın iş birliğine itebilir. İzlanda, şu anda NATO üyesi olmasına rağmen AB'nin savunma politikalarına tam olarak entegre değil.
Uzmanlar, bu oylamanın bağlayıcı olmadığını, ancak hükümetin halkın iradesini dikkate alacağını belirtiyor. Öneriyi destekleyenler ise, bu sonucun İzlanda'yı AB'den uzaklaştırmak yerine, hemfikirdir ki, İzlanda'nın AB ile ilişkilerini yeniden tanımlaması için bir fırsat olabileceğini söylüyor. Öyle ya da böyle, İzlanda'nın Avrupa entegrasyonu yolculuğu, halkın desteğini almadığı sürece devam etmeyecek gibi görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İzlanda'nın AB üyelik müzakerelerine yeniden başlamayı reddetmesi, doğrudan Türkiye'yi ilgilendiren bir gelişme olmamakla birlikte, AB'nin genişleme politikası açısından önemli bir gösterge olarak değerlendirilebilir. AB'nin son dönemde genişlemeye yönelik isteksizliği ve üye ülkelerdeki iç sorunları, aday ülkelerin motivasyonunu olumsuz etkileyebilmektedir. İzlanda gibi yüksek gelirli, demokratik bir ülkenin bile AB üyeliğine mesafeli durması, Türkiye'nin üyelik sürecindeki zorlukların sadece Türkiye'ye özgü olmadığını gösteriyor. Bu durum, Türkiye-AB ilişkilerinde mevcut durumun korunması yerine, alternatif iş birliği modellerinin tartışılmasına katkı sağlayabilir. Ancak İzlanda'nın AEA üyeliği gibi farklı bir statüde bulunması, Türkiye'nin durumuyla doğrudan karşılaştırılmasını güçleştiriyor. Sonuç olarak, bu gelişme, AB genişlemesinin karşılaştığı genel zorlukların bir yansıması olarak Türk dış politikası açısından not edilmelidir.