İnsan Hakları Vakfı (HRF), İtalya'da bir İsrail askeri hakkında Gazze'de soykırım suçu işlediği iddiasıyla resmî şikâyette bulundu. İtalyan adli makamlarına sunulan dilekçede, söz konusu askerin Gazze Şeridi'nde sivillere yönelik saldırılara katıldığı ve uluslararası hukuku ihlal ettiği öne sürülüyor. HRF, bu girişimin sembolik olmadığını, aksine savaş suçlarına karşı evrensel yargı yetkisini harekete geçirmeyi hedeflediğini vurguluyor. Şikâyet, özellikle Filistinli sivillerin yoğun olarak yaşadığı bölgelere düzenlenen hava saldırılarında kullanılan silahların türü, saldırıların orantısızlığı ve sivil kayıpların boyutu gibi unsurlara dayandırılıyor. HRF yetkilileri, İtalyan yargısının bu başvuruyu ciddiye alması gerektiğini belirterek, “Hesap verme zamanı gelmiştir” ifadelerini kullandı.
Gelişmenin arka planı
İsrail ile Hamas arasında 7 Ekim 2023'te başlayan çatışmaların ardından Gazze Şeridi'nde sivil kayıplar dramatik biçimde arttı. Birleşmiş Milletler verilerine göre 40 bine yakın Filistinli hayatını kaybetti, bunların çoğu kadın ve çocuklardan oluşuyor. İsrail ordusu, Hamas'ın silahlı kanadını etkisiz hale getirmek için kapsamlı hava ve kara operasyonları yürütüyor. Ancak uluslararası insan hakları örgütleri, sivillerin orantısız biçimde hedef alındığını, hastane, okul ve mülteci kamplarının bombalandığını savunuyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcısı Kerim Han, Mayıs 2024'te İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Hamas liderlerine yönelik tutuklama emri talebinde bulunmuştu. HRF'nin son hamlesi, bireysel askerlere yönelik evrensel yargı yetkisini devreye sokarak, savaş suçlarının cezalandırılması için yeni bir cephe açıyor.
HRF, şikâyet dilekçesinde İsrail askerinin adını ve rütbesini açıklarken, bu kişinin Gazze'de belirli bir bölgedeki saldırıları yönettiğini ve emir komuta zincirinde rol oynadığını iddia ediyor. Kuruluş, askerin İtalya'da tatil yaparken tespit edildiğini ve bu nedenle İtalyan mahkemelerinde yargılanabileceğini belirtiyor. İtalyan yasaları, soykırım, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar gibi uluslararası suçlar için evrensel yargı yetkisini tanıyor. Bu, İtalyan mahkemelerinin suçun işlendiği yer veya failin uyruğuna bakılmaksızın davayı ele alabilmesi anlamına geliyor. Ancak bu tür davaların kabul edilmesi ve sürdürülmesi genellikle siyasi ve diplomatik engellerle karşılaşıyor.
Bölgesel veya küresel boyut
HRF'nin bu girişimi, Gazze savaşına ilişkin uluslararası hukuki süreçlerin hız kazandığı bir döneme denk geliyor. Güney Afrika Cumhuriyeti, Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) İsrail'e karşı soykırım davası açmış, mahkeme ocak ayında ihtiyati tedbir kararı almıştı. Ayrıca İspanya, İrlanda ve Norveç gibi birçok Avrupa ülkesi Filistin devletini tanıma kararı almıştı. HRF'nin bireysel askere yönelik suç duyurusu, savaş suçlarının sadece üst düzey komutanlar değil, aynı zamanda sahada doğrudan eylemde bulunan askerler için de hesap verilebilir olduğunu vurguluyor. Bu yaklaşım, başta Avrupa olmak üzere diğer ülkelerde de benzer başvuruların önünü açabilir. Öte yandan İsrail hükümeti, bu tür girişimleri “siyasi amaçlı” olarak nitelendiriyor ve reddediyor. İsrail Dışişleri Bakanlığı, askerlerin yurtdışında taciz edilmesine karşı diplomatik destek sağlayacağını açıkladı. Bu durum, İtalya-İsrail ilişkilerinde kısa vadeli bir gerginliğe yol açabilir. ABD ise İsrail'in meşru müdafaa hakkını savunmaya devam ederken, Avrupa Birliği içinde farklı sesler yükseliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Gazze'deki sivil kayıplara karşı en sert tepki gösteren ülkelerden biri. Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail'i sık sık “soykırım” ile suçlamış ve uluslararası toplumu harekete geçmeye çağırmıştı. Bu bağlamda, HRF'nin İtalya'daki girişimi, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği destekle örtüşüyor. Türkiye, UAD'deki Güney Afrika davasını desteklemiş, ayrıca İsrail ile ticareti kısıtlama kararı almıştı. Bu gelişme, Türk kamuoyunda ve siyasi çevrelerde “uluslararası hukuk işliyor” şeklinde olumlu karşılanabilir. Ancak somut etkileri sınırlı olabilir; zira İtalyan yargısının askeri yargılama süreci uzun ve belirsiz. Yine de, Türkiye'nin bu tür girişimleri yakından izlediği ve benzer adımları diplomatik kanallarla destekleyebileceği değerlendiriliyor. Bölgesel olarak, bu dava İsrail'in uluslararası alanda yalnızlaşmasını hızlandırabilir ve Türkiye'nin Müslüman dünyadaki liderlik rolünü pekiştirebilir.