İtalya, Başbakan Giorgia Meloni liderliğindeki sağ koalisyon hükümetinin hazırladığı yeni bir eğitim reformuyla, okullarda verilen cinsel sağlık ve ilişki eğitimini ebeveyn iznine tabi hale getiriyor. 5 Haziran 2025'te Roma'da duyurulan reform paketi, cinsel eğitimi kreş ve ilkokul müfredatından tamamen çıkarırken, ortaokul ve liselerde bu derslerin ancak veli onayı alındıktan sonra verilmesini öngörüyor. Muhafazakâr çevrelerin "aile haklarının korunması" olarak tanımladığı uygulama, laiklik ve çocuk hakları savunucuları tarafından eleştiriliyor. Reformun, Katolik Kilisesi'nin geleneksel aile değerlerini önceleyen duruşuyla uyumlu olduğu belirtiliyor.
Reformun içeriği ve gerekçeleri
Meloni hükümetinin Eğitim Bakanı Giuseppe Valditara tarafından kamuoyuna sunulan reform taslağı, cinsel eğitimi "ailelerin inisiyatifine bırakan" bir çerçeve çiziyor. Buna göre, 6-11 yaş grubundaki ilkokul öğrencileri için cinsel eğitim dersleri tamamen kaldırılıyor; 11-14 yaş arası ortaokul öğrencileri için ise dersler, velilerin yazılı onayı alınması koşuluyla işlenebilecek. Lise seviyesinde de benzer bir izin mekanizması uygulanacak. Hükümet yetkilileri, reformun amacının "çocukların gelişim dönemine uygun olmayan içeriklerden korunması" ve "ailelerin çocuklarının eğitimi üzerindeki yetkisinin güçlendirilmesi" olduğunu savunuyor. Özellikle cinsel yönelim ve toplumsal cinsiyet kimliği gibi konuların müfredattan çıkarılması, muhafazakâr tabanı memnun ederken, sivil toplum kuruluşlarının tepkisini çekiyor.
Reform, Meloni'nin 2022'de iktidara gelmesinden bu yana aile, eğitim ve göç alanında izlediği muhafazakâr çizginin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Başbakan Meloni, daha önce yaptığı açıklamalarda "İtalyan ailesini ve geleneksel değerleri koruma" sözü vermişti. Bu kapsamda, kürtaj haklarına erişimi sınırlayan düzenlemeler de hazırlanmıştı. Cinsel eğitim reformu, muhalefet partileri tarafından "bilimsel gerçeklerden kopuk, ideolojik bir hamle" olarak nitelendiriliyor. Sol görüşlü Partito Democratico (Demokratik Parti) milletvekili Anna Ascani, "Bu düzenleme gençlerin sağlıklı bilgiye ulaşma hakkını ihlal ediyor" ifadesini kullandı.
Avrupa'da ve küresel boyutta yankılar
İtalya'daki bu gelişme, Avrupa genelinde cinsel eğitim politikalarındaki ayrışmayı bir kez daha gündeme taşıyor. İskandinav ülkeleri ve Batı Avrupa'nın büyük bölümünde cinsel eğitim, okul öncesi dönemden itibaren zorunlu ve kapsamlı bir şekilde verilirken, Polonya ve Macaristan gibi sağ popülist hükümetler bu alanı ailelerin inisiyatifine bırakmayı tercih ediyor. AB Komisyonu, cinsel sağlık ve üreme haklarının temel bir insan hakkı olduğunu vurgulasa da, eğitim müfredatı üye ülkelerin yetki alanında olduğu için doğrudan müdahale edemiyor. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ise yaşa uygun cinsel eğitimin çocuk istismarını önlemede kritik rol oynadığını belirtiyor.
Küresel ölçekte, benzer tartışmalar ABD'deki bazı eyaletlerde ve gelişmekte olan ülkelerde de yaşanıyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) verilerine göre, kapsamlı cinsel eğitim programlarına sahip ülkelerde gençler arasında istenmeyen gebelik ve cinsel yolla bulaşan hastalık oranları daha düşük seyrediyor. İtalya'da ise genç yaşta hamilelik oranı AB ortalamasının altında olmakla birlikte, cinsel sağlık hizmetlerine erişimde bölgesel eşitsizlikler dikkat çekiyor. Reformun özellikle göçmen kökenli ailelerin yoğun olduğu bölgelerde cinsel eğitimi daha da sınırlayabileceği endişesi dile getiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İtalya'daki bu reform, Türkiye'deki eğitim politikaları açısından dolaylı da olsa önemli bir örnek teşkil ediyor. Türkiye'de de cinsel eğitim müfredatı, muhafazakâr hassasiyetler nedeniyle sınırlı tutulmakta; aile ve dini değerler ön plana çıkarılmaktadır. İtalya'daki uygulama, AB'nin bu alandaki liberal normları ile üye ülkelerin egemenlik hakları arasındaki gerilimi gösteriyor. Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde eğitim ve insan hakları konuları sıkça gündeme gelirken, bu tür örnekler Türkiye'nin de kendi modelini oluştururken referans alabileceği bir çerçeve sunuyor. Bununla birlikte, reformun küresel muhafazakâr dalganın bir yansıması olarak değerlendirilmesi mümkün. Türkiye açısından asıl önemli olan, genç nüfusun sağlıklı gelişimi için bilimsel temelli bir eğitim politikasının sürdürülüp sürdürülmeyeceğidir.