İngiltere'de işverenlerin personel gelişimi için ayırdığı bütçeyi azaltması ve çalışanlarına yönelik eğitimlerde kısa süreli online kursları tercih etmesi, 'tik-at' eğitim olarak nitelendirilen yüzeysel yaklaşımlara ilişkin endişeleri artırdı. Yapılan analizler, işletmelerin çalışan gelişimine yönelik harcamalarını önemli ölçüde kıstığını gösterirken, uzmanlar bu durumun uzun vadede verimlilik ve beceri açığı üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceği uyarısında bulunuyor.
Personel Eğitiminde Harcama Kısıntısı ve Online Kurslara Yönelim
Son dönemde yapılan analizler, Birleşik Krallık'taki işletmelerin çalışan eğitimi ve gelişimi için ayırdıkları fonları azalttığını ortaya koydu. Özellikle bütçe kısıtlamaları ve ekonomik belirsizlik ortamında, şirketlerin geleneksel ve kapsamlı eğitim programları yerine daha düşük maliyetli, kısa süreli online kurslara yöneldiği görülüyor. Bu kurslar genellikle birkaç saat içinde tamamlanabilen, sertifika odaklı ve içerik derinliğinden yoksun programlar olarak tanımlanıyor. Eleştirmenler, bu tür eğitimlerin çalışanlara gerçek anlamda yeni beceriler kazandırmadığını ve sadece 'tik atma' amacına hizmet ettiğini belirtiyor.
İşverenlerin bu tercihinde, pandemi sonrası uzaktan çalışma düzeninin yaygınlaşması ve dijital platformların sunduğu pratik çözümlerin etkili olduğu düşünülüyor. Ancak, kısa online kursların çalışan bağlılığını ve motivasyonunu artırmadığı, aksine yüzeysel bir öğrenme deneyimi sunduğu yönünde görüşler ağırlık kazanıyor. Chartered Institute of Personnel and Development (CIPD) gibi kuruluşlar, işletmelerin beceri açığını kapatmak için daha stratejik ve uzun vadeli yatırımlar yapması gerektiğini vurguluyor.
Analiz raporları, özellikle KOBİ'lerin eğitim bütçelerini kısmak zorunda kaldığını, büyük ölçekli şirketlerin ise hibrit modellere yöneldiğini gösteriyor. Bu durum, çalışanların kariyer gelişimi ve iş tatmini üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceği gibi, şirketlerin rekabet gücünü de zayıflatabilir. Uzmanlar, hükümetin vergi teşvikleri veya sübvansiyonlarla işverenleri daha kapsamlı eğitim programlarına yönlendirmesi gerektiğini savunuyor.
Küresel Ekonomik Boyut ve Verimlilik Üzerindeki Etkiler
Bu gelişme yalnızca Birleşik Krallık ile sınırlı değil; küresel ekonomide de benzer bir eğilim gözlemleniyor. Uluslararası kuruluşlar, işgücü verimliliğindeki artışın sürdürülebilir ekonomik büyüme için kritik olduğunu vurgularken, eğitim yatırımlarındaki azalmanın uzun vadede inovasyon ve üretkenlik üzerinde olumsuz etkiler yaratacağını belirtiyor. Dünya Ekonomik Forumu'nun raporlarına göre, 2030'a kadar milyonlarca çalışanın yeniden beceri kazanması gerekecek; ancak mevcut eğilimler, işverenlerin bu dönüşüme yeterince hazır olmadığını gösteriyor.
Kısa online kurslar, düşük maliyetleri ve esneklikleri nedeniyle cazip görünse de, katılımcıların tamamlama oranları düşük ve öğrenilen bilgilerin kalıcılığı sorgulanıyor. Ayrıca, bu tür programların çalışanların problem çözme, eleştirel düşünme ve liderlik gibi temel becerilerini geliştirmede yetersiz kaldığı ifade ediliyor. İşverenlerin kısa vadeli maliyet tasarrufu sağlarken, uzun vadede daha büyük beceri açıklarıyla karşılaşabileceği öngörülüyor.
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) verileri, eğitim ve beceri geliştirmeye yapılan yatırımların GDP büyümesine doğrudan katkı sağladığını ortaya koyuyor. Dolayısıyla, işverenlerin eğitim harcamalarını kısması, yalnızca bireysel şirketleri değil, ülke ekonomilerini de olumsuz etkileyebilir. Pandemi sonrası dönemde birçok ülke, yeşil dönüşüm ve dijitalleşme için nitelikli işgücüne ihtiyaç duyarken, bu tür kısa vadeli çözümler sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle çelişiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de de benzer bir eğilim gözlemleniyor; işverenler ekonomik dalgalanmalar ve maliyet baskısı altında personel eğitimlerini kısıyor ve online platformlara yöneliyor. Ancak Türkiye'nin genç ve dinamik işgücü potansiyelini değerlendirebilmesi için nitelikli eğitime yatırım yapması şart. Kısa online kurslar, dijital dönüşümü desteklese de, mesleki yeterlilik ve üretkenlik artışı için yeterli değil. Türkiye'nin ihracat odaklı büyüme stratejisi ve sanayide katma değerli üretim hedefleri, işgücünün ileri becerilerle donatılmasını gerektiriyor. İşverenlerin eğitim harcamalarını kısması, uzun vadede rekabet gücünü zayıflatabilir ve işsizlik sorununu derinleştirebilir. Bu nedenle, kamu-özel işbirliğiyle mesleki eğitim programlarının güçlendirilmesi ve teşvik edilmesi kritik önem taşıyor.