STOCKHOLM, 11 Eylül - İsveç'te Pazar günü yapılacak parlamento seçimleri öncesinde yayınlanan son anketler, ana muhalefetteki merkez sol ittifakın iktidardaki sağ blokun az farkla önünde olduğunu gösteriyor. Bu durum, seçmenlerin hükümetin aşırı sağcı İsveç Demokratları ile kurduğu iş birliğini reddedebileceğine işaret ediyor. Ülke, 2018 seçimlerinden bu yana istikrarsız bir siyasi tablo ile karşı karşıya ve bu seçim, İskandinav ülkesinin siyasi yönünü belirleyecek kritik bir eşik olarak görülüyor. Anketler, sol ittifakın (Sosyal Demokratlar, Yeşiller, Sol Parti ve merkez sağdan ayrılan Liberaller) oy oranının yüzde 48-50 bandında olduğunu, iktidardaki sağ blokun (Ilımlı Parti, Hristiyan Demokratlar, Liberaller ve İsveç Demokratları) ise yüzde 46-48 aralığında kaldığını gösteriyor. Farkın hata payı içinde olması, seçim sonucunun sandık çıkış anketlerine kadar belirsiz kalacağını ortaya koyuyor.
Seçim öncesi siyasi dengeler ve ittifaklar
İsveç'te 11 Eylül 2022 tarihinde yapılacak seçimler, ülkenin son yıllarda yaşadığı siyasi parçalanmanın bir yansıması. 2018 seçimlerinin ardından hükümet kurma süreci 134 gün sürmüş ve sonunda Sosyal Demokrat lideri Stefan Löfven başbakanlığında bir azınlık hükümeti kurulmuştu. Ancak bu hükümet, 2021'de güven oylamasını kaybederek düştü ve yerine yine Sosyal Demokratların liderliğinde, ancak bu kez Merkez Parti ve Liberallerin dışarıdan desteğiyle bir hükümet kuruldu. Şimdi ise sağ blok, aşırı sağcı İsveç Demokratları ile açıkça iş birliği yaparak iktidarı hedefliyor. İsveç Demokratları, göçmen karşıtı söylemi ve AB şüpheciliği ile biliniyor; ancak son yıllarda ana akım sağ partiler tarafından dışlanmaktan kurtularak hükümet ortağı olma yolunda. Bu durum, İsveç siyasetinde normların değiştiğini gösteriyor.
Sol ittifak ise, özellikle ekonomik eşitsizlik, iklim değişikliği ve sağlık hizmetleri gibi konularda seçmene hitap ediyor. Sosyal Demokrat lideri Magdalena Andersson, mevcut başbakan olarak seçim kampanyasını yönetiyor. Andersson, sağ bloğun aşırı sağla iş birliğini "İsveç'in değerlerine aykırı" olarak nitelendiriyor ve seçmenleri "ılımlı ve sorumlu siyaset" için oy vermeye çağırıyor. Anketler, özellikle genç ve kentli seçmenler arasında sol ittifakın destek oranının arttığını gösteriyor. Ancak kırsal kesimde ve göçmen karşıtı söylemin güçlü olduğu bölgelerde sağ blokun ağırlığı devam ediyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
İsveç seçimleri, sadece ülke içi dinamikler açısından değil, aynı zamanda Avrupa ve küresel siyaset açısından da önem taşıyor. İsveç, uzun süredir sosyal demokrasinin ve refah devletinin simgesi olarak görülüyor. Aşırı sağın hükümete girmesi veya etkisini artırması, Avrupa'da yükselen sağ popülizm dalgasının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Son yıllarda İtalya, Macaristan, Polonya gibi ülkelerde sağ popülist partiler iktidara gelirken, İsveç gibi istikrarlı bir demokraside de benzer bir eğilimin görülmesi, kıta genelinde siyasi dengelerin değiştiğini gösteriyor. Ayrıca İsveç, NATO üyeliği başvurusu sürecinde Türkiye ile yaşadığı anlaşmazlıklarla da gündemde. Seçim sonuçları, İsveç'in NATO üyeliği konusundaki tutumunu ve Türkiye ile ilişkilerini etkileyebilir.
Öte yandan, İsveç ekonomisi, enerji krizi ve enflasyonla mücadele ediyor. Seçim kampanyasında ekonomi, sağlık, eğitim ve göçmenlik gibi konular öne çıkıyor. Sol ittifak, refah devletini güçlendirme ve yeşil dönüşümü hızlandırma vaatlerinde bulunurken, sağ blok vergi indirimleri ve göçmenlik politikalarının sıkılaştırılması çağrısı yapıyor. Seçmenin bu konulardaki tercihi, ülkenin gelecekteki politik yönünü belirleyecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsveç'teki seçim, Türkiye'nin NATO ve Avrupa Birliği ile ilişkileri açısından dolaylı da olsa önem taşıyor. İsveç, Finlandiya ile birlikte NATO üyeliği başvurusunda bulunmuş, ancak Türkiye'nin itirazları nedeniyle süreç tıkanmıştı. Türkiye, İsveç'in PKK/YPG ve FETÖ gibi terör örgütlerine destek verdiğini ve iade taleplerini karşılamadığını belirtiyor. Seçim sonucunda sol ittifakın kazanması durumunda mevcut hükümetin NATO ve Türkiye politikasının büyük ölçüde devam etmesi beklenirken, sağ blokun zaferi ve İsveç Demokratları'nın etkisini artırması, göçmen ve güvenlik politikalarında daha sert bir çizgi izlenmesine yol açabilir. Bu durum, Türkiye'nin İsveç ile yürüttüğü müzakerelerde yeni dinamikler yaratabilir. Ayrıca, İsveç'teki Türk toplumu ve ekonomik ilişkiler de seçim sonuçlarından etkilenebilir.