10 Nisan 2016'da İsveç'in Borlänge kentinde, yüzlerce üniformalı neo-Nazi'nin geçit töreni sırasında yumruğunu havaya kaldırarak tek başına onların yolunu kesen Tess Asplund'un fotoğrafı, dünya genelinde büyük yankı uyandırmıştı. 40 yaşındaki aktivist, o anın kendisi için kişisel bir cesaret anı olduğunu ancak asıl önemli olanın, bu görüntünün İsveç toplumundaki köklü değişimin bir simgesi haline gelmesi olduğunu söylüyor. On yıl sonra Asplund, ülkesinin ırkçılıkla mücadelede geldiği noktayı ve hâlâ yapılması gerekenleri değerlendiriyor.
Bir Fotoğrafın Ardındaki Duruş
Tess Asplund, o gün Borlänge'deki gösteriye, İsveç'teki aşırı sağcı hareketlere karşı düzenlenen karşı bir protesto için gitmişti. Ancak neo-Nazilerin geçişi sırasında tek başına kaldığında, fotoğrafçı David Lagerlöf tarafından çekilen kare, onu tarihe yazdırdı. Görüntü, kısa sürede sosyal medyada viral oldu; BBC, The Guardian ve diğer uluslararası medyada manşetlere taşındı. Asplund, o anı "Hepimizde bir dayanışma anı vardır, benimki o andı" sözleriyle anıyor. Ancak o günkü duruşunun, yalnızca kişisel bir cesaret değil, aynı zamanda İsveç'te yükselen aşırı sağa karşı toplumsal bir tepkinin de yansıması olduğunu vurguluyor.
10 yıl önce İsveç, göçmen karşıtı söylemlerin ve neo-Nazi grupların giderek görünürlük kazandığı bir ülkeydi. İsveç Demokratları partisi, meclise ilk kez 2010'da girmiş, 2014 seçimlerinde ise oylarını artırarak yüzde 12,9'a ulaşmıştı. Aşırı sağcı hareketlerin sokaklardaki varlığı da artmıştı; Nordic Resistance Movement (NRM) gibi gruplar, düzenli olarak yürüyüş ve eylemler düzenliyordu. Asplund'un fotoğrafı, bu gruplara karşı çıkan kesimin ne kadar güçlü olduğunu gösteren bir sembol haline geldi. O dönemde yapılan anketler, İsveç halkının büyük çoğunluğunun neo-Nazileri onaylamadığını ortaya koyarken, Asplund'un duruşu bu muhalefetin görünürlüğünü artırdı.
İsveç'te Değişen Toplum ve Aşırı Sağın Yükselişi
Bugün İsveç, 2016'dan bu yana önemli ölçüde değişmiş durumda. İsveç Demokratları, 2022 seçimlerinde yüzde 20,5 oy alarak ülkenin en büyük ikinci partisi haline geldi ve merkez sağ hükümeti dışarıdan destekliyor. NRM gibi gruplar ise faaliyetlerini sürdürüyor, ancak toplumsal tepki de büyüyor. Asplund, "O fotoğraf, bir dönüm noktasıydı. İnsanlar artık ırkçılığın ve neo-Nazizmin ne kadar tehlikeli olduğunu daha açık konuşuyor" diyor. Ancak aşırı sağın siyasi alandaki başarısı, Asplund'u endişelendiriyor: "Sokaklardaki neo-Naziler azaldı ama onların fikirleri artık parlamentoda temsil ediliyor. Bu daha da tehlikeli." İsveç'te son yıllarda artan silahlı şiddet ve çete suçları, göçmen karşıtı söylemleri güçlendirirken, Asplund bu durumun ırkçılığı meşrulaştırdığını savunuyor.
Tess Asplund, o günden bu yana aktivizmine devam ediyor. Kendini öncelikle Afrikalı göçmenlerin haklarına ve işçi haklarına adadı. Bir sendika temsilcisi olarak çalışan Asplund, ırkçılıkla mücadelenin yalnızca sokaklarda değil, iş yerlerinde, okullarda ve siyasi alanda da verilmesi gerektiğini vurguluyor. "Benim mücadelem, tüm insanların eşit olduğu bir toplum için. Bu mücadele hâlâ devam ediyor" diyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, doğrudan Türkiye ile ilgili olmamakla birlikte, Avrupa'da yükselen aşırı sağ ve ırkçılık karşıtı mücadele, Türk toplumunu da ilgilendiriyor. Avrupa'da yaşayan Türk diasporası, özellikle İsveç'teki Türk toplumu, artan yabancı düşmanlığı ve İslam karşıtlığından etkileniyor. İsveç'teki aşırı sağın güçlenmesi, Türkiye kökenli göçmenlerin karşılaştığı ayrımcılığı artırabilir. Ayrıca, Türkiye-İsveç ilişkileri, özellikle NATO üyeliği süreci bağlamında hassas bir dönemden geçerken, İsveç'teki aşırı sağın Türkiye karşıtı söylemleri iki ülke arasındaki diyaloğu zorlayabilir. Türkiye'nin, Avrupa'da yükselen popülizme karşı, yurtdışındaki vatandaşlarının haklarını korumak ve ayrımcılıkla mücadelede aktif rol oynaması önem taşıyor.