İsveç'te yüksek gerilimli genel seçimlerde oy verme işlemi sürüyor. Seçimin en dikkat çekici sonucu, aşırı sağcı İsveç Demokratları'nın (SD) ilk kez hükümete girmesi olabilir. Uzun süredir anketlerde ikinci sırada yer alan SD, göçmen karşıtı söylemiyle biliniyor. Seçim kampanyası, liderler arası karşılıklı suçlamalar, yanlış bilgi iddiaları ve sert polemiklerle geçti.
Seçim Kampanyasında Kutuplaşma
İsveç, 11 Eylül Pazar günü sandık başına gitti. Seçim kampanyası, ülke siyasetinde nadir görülen bir kutuplaşma ve sertlikte geçti. Başbakan Magdalena Andersson liderliğindeki Sosyal Demokratlar ile muhalefet blokunun adayı Ulf Kristersson arasındaki gerilim, televizyon tartışmalarına da yansıdı. Kampanya boyunca karşılıklı kişisel saldırılar, yanlış bilgi yayma suçlamaları ve sosyal medyada yürütülen dezenformasyon kampanyaları damga vurdu.
Seçimin ana gündem maddeleri arasında artan çete şiddeti, göçmen entegrasyonu, sağlık sistemi, eğitim ve iklim politikaları yer aldı. Özellikle son yıllarda artan silahlı çete çatışmaları ve göçmen kökenli suçluların karıştığı olaylar, seçmenin güvenlik algısını derinden etkiledi. Bu durum, aşırı sağcı SD'nin oy oranını yükseltmesinde önemli bir faktör oldu.
Seçim öncesi anketler, Sosyal Demokratlar'ın yüzde 30 civarında oy alacağını, SD'nin ise yüzde 20'ye yaklaşarak ikinci parti konumuna yerleşeceğini gösteriyordu. Ancak anketlerin hata payı ve kararsız seçmenin fazlalığı nedeniyle sonuçların belirsiz olduğu belirtiliyor. Seçim sonuçlarının kesinleşmesi için önümüzdeki günlerde oy sayımının tamamlanması ve muhtemelen ittifak görüşmelerinin yapılması gerekiyor.
Avrupa ve Dünya İçin Anlamı
İsveç, uzun yıllar boyunca sosyal demokrat refah devleti modeli ve açık kapı göç politikasıyla anılan bir ülkeydi. Ancak son on yılda göç konusundaki tutum sertleşti; hem merkez sağ hem de sosyal demokratlar göçü sınırlandırıcı adımlar attı. Buna rağmen SD, göç karşıtı söylemiyle oyunu artırmayı başardı. Bu durum, Avrupa genelinde yükselen sağ popülizmin bir yansıması olarak görülüyor.
İsveç'in NATO üyeliği süreci de seçim sonuçlarından etkilenebilir. Ülke, Rusya'nın Ukrayna işgali sonrası Mayıs ayında NATO'ya başvurmuştu. Ancak Türkiye'nin itirazları nedeniyle üyelik süreci askıya alınmış durumda. Yeni hükümetin NATO konusundaki tutumu ve Türkiye ile yürütülen müzakereler merak konusu. Özellikle SD'nin NATO karşıtı söylemleri ve Türkiye'ye yönelik eleştirileri, süreci zorlaştırabilir.
Seçim sonuçları, Avrupa Birliği içindeki güç dengelerini de etkileyebilir. İsveç, AB'nin iklim politikalarında öncü ülkelerden biriydi. Aşırı sağın yükselişi, AB'nin iklim hedeflerine ulaşma çabalarını sekteye uğratabilir. Ayrıca İsveç'in göç politikasındaki sertleşme, AB'nin ortak göç politikası tartışmalarında yeni bir boyut kazandırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsveç seçimleri, Türkiye'nin NATO genişlemesi ve İsveç'in üyelik başvurusu bağlamında doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, İsveç ve Finlandiya'nın NATO üyeliğine, bu ülkelerin PKK/YPG ve FETÖ gibi terör örgütlerine destek verdiği gerekçesiyle itiraz ediyor. Seçim sonrası kurulacak yeni hükümetin bu konudaki tutumu belirleyici olacak. Aşırı sağcı SD'nin hükümete girmesi halinde, Türkiye'nin taleplerine mesafeli yaklaşma ihtimali yüksek. Öte yandan, İsveç'teki Türk toplumu ve iki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler de yeni dönemde etkilenebilir. Türkiye, NATO üyeliği sürecinde İsveç'ten somut adımlar bekliyor.