İsveç, pazar günü son yılların en çekişmeli genel seçimine gidiyor. Son anketler, sosyal demokratların öncülük ettiği sol blok ile sağ blok arasındaki farkın yalnızca 0,3 puan olduğunu gösteriyor. Bu denli küçük bir fark, aşırı sağcı İsveç Demokratları'nın (Sverigedemokraterna) ilk kez hükümete girmesine kapı aralayabilir. Ülkenin küresel insan hakları şampiyonu imajı da bu seçimle birlikte ciddi bir sınavdan geçiyor.
Seçim yarışının arka planı
İsveç'te seçim sistemi, partilerin aldığı oy oranına göre 349 sandalyeli Riksdag'da temsil edilmelerini sağlıyor. Sol blok; Sosyal Demokratlar, Yeşiller, Sol Parti ve Merkez Parti'den oluşuyor. Sağ blok ise Ilımlı Parti, Hristiyan Demokratlar, Liberaller ve aşırı sağcı İsveç Demokratları'ndan meydana geliyor. Anketler, sol bloğun %49,7, sağ bloğun ise %49,4 oy aldığını gösteriyor. Bu tablo, seçimin kaderinin birkaç bin oyla belirlenebileceği anlamına geliyor.
İsveç Demokratları, 2010'dan bu yana yükselişini sürdürüyor. Göçmen karşıtı söylemleri ve suçla mücadele vaatleriyle özellikle taşrada ve küçük kentlerde destek buluyor. Parti, 2018 seçimlerinde %17,5 oy almıştı; bu kez %20 civarında oy alması bekleniyor. Böylece İsveç'in ikinci büyük partisi haline gelebilir. Sağ blokun lideri Ulf Kristersson, İsveç Demokratları ile hükümet kurma konusunda istekli görünüyor. Ancak bu durum, AB içinde liberal değerleri savunan İsveç'in itibarını zedeleyebilir.
Seçim kampanyasının ana gündem maddeleri arasında artan enerji fiyatları, sağlık hizmetleri, eğitim ve göç politikası yer alıyor. İktidardaki Sosyal Demokrat lideri Magdalena Andersson, seçim öncesi son haftalarda suç oranlarındaki artışa dikkat çekerek daha sert önlemler vaat etti. Muhalefet ise hükümeti yetersiz kalmakla suçluyor. Ülkedeki seçim atmosferi, İsveç'in geleneksel olarak istikrarlı siyasi yapısının ne kadar kırılgan hale geldiğini gözler önüne seriyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İsveç, uzun yıllar boyunca insan hakları, çevre koruma ve sosyal refah konularında dünya çapında örnek gösterilen bir ülke oldu. Aşırı sağın hükümete girmesi, bu imajı sarsabilir. Avrupa Birliği içinde İsveç, göçmen politikalarında ve iklim hedeflerinde ilerici bir çizgi izliyordu. İsveç Demokratları'nın yükselişi, Avrupa'daki popülist sağ dalgasının bir parçası olarak görülüyor. Fransa, İtalya ve Macaristan'daki benzer gelişmeler, AB içinde liberal demokrasilerin karşı karşıya olduğu tehditleri hatırlatıyor.
Seçim sonucu, NATO'nun kuzey kanadını da yakından ilgilendiriyor. İsveç, Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin ardından NATO üyeliğine başvurmuştu. Türkiye, İsveç'in PKK/YPG'ye destek verdiği gerekçesiyle üyeliği onaylamıyor. İsveç'te yeni hükümetin NATO sürecine nasıl yaklaşacağı belirsizliğini koruyor. Aşırı sağın güçlenmesi, Türkiye ile İsveç arasındaki gerilimi daha da artırabilir. Zira İsveç Demokratları, Türkiye karşıtı söylemleriyle biliniyor.
Öte yandan İsveç ekonomisi, yüksek enflasyon ve enerji kriziyle boğuşuyor. Seçim sonrası kurulacak hükümetin ekonomik politikaları, Avrupa piyasalarını da etkileyebilir. İsveç kronu, seçim belirsizliği nedeniyle son haftalarda değer kaybetti. Yatırımcılar, siyasi istikrarsızlıktan endişe ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsveç'teki seçim, Türkiye'nin NATO genişlemesi sürecindeki kilit rolü nedeniyle doğrudan önem taşıyor. Türkiye, İsveç'in NATO üyeliğini, PKK/YPG'ye verdiği destek ve iade edilmeyen teröristler nedeniyle veto ediyor. Aşırı sağcı İsveç Demokratları'nın hükümete girmesi, Türkiye'nin elini güçlendirebilir; çünkü bu parti, Türkiye'ye karşı mesafeli. Ancak yeni hükümetin NATO sürecini hızlandırma ihtimali de var. Türkiye, İsveç'ten somut adımlar bekliyor. Seçim sonucu, ikili ilişkilerin seyrini belirleyecek. Ayrıca İsveç'teki Türk toplumu da bu gelişmelerden etkilenebilir.