İsveç'te 11 Eylül'de yapılacak genel seçimler öncesinde siyasi tablo giderek netleşiyor. Başbakan Ulf Kristersson, aşırı sağcı İsveç Demokratları'na (SD) kabinede bakanlık görevleri vaat ederek dikkatleri üzerine çekti. Ancak anketler, muhalefetteki sol blokun az bir farkla önde olduğunu gösteriyor. Seçim, İsveç'in göç politikası, suç oranları ve enerji krizi gibi kritik başlıklarda yeni bir dönemin kapısını aralayabilir.
Gelişmenin Arka Planı
İsveç, uzun yıllar boyunca istikrarlı sosyal demokrat yönetimlerle anılan bir ülke olsa da son yıllarda siyasi yelpaze hızla değişiyor. 2018 seçimlerinden bu yana hükümet kurma süreçleri zorlu geçiyor ve İsveç Demokratları, anketlerde yüzde 20 civarında oy oranıyla ülkenin ikinci büyük partisi konumunda. Başbakan Kristersson'un liderliğindeki Ilımlı Parti (Moderaterna) ise 2022 seçimlerinde sağ blokun çatısı altında SD ile işbirliği yaparak iktidara gelmişti. O dönemde SD'ye bakanlık verilmemesi, partinin hükümetin dışından destek vermesiyle sonuçlanmıştı. Şimdi Kristersson, bu kez SD'yi resmen kabineye dahil etme sözü veriyor. Bu vaat, sağ seçmeni konsolide etme ve göç karşıtı politikaları hükümetin merkezine taşıma amacı taşıyor.
Sol blok cephesinde ise Sosyal Demokratlar, Çevre Partisi, Sol Parti ve Merkez Parti ittifakı var. Anketler, bu dörtlü ittifakın oy oranının yüzde 48-50 bandında olduğunu, sağ blokun (Ilımlılar, İsveç Demokratları, Hristiyan Demokratlar ve Liberaller) ise yüzde 47-49 aralığında kaldığını gösteriyor. Farkın çok küçük olması, seçim gecesinin saatler sürebileceği ve nihai sonucun birkaç bin oyla belirlenebileceği anlamına geliyor.
Seçim kampanyasının ana gündem maddeleri arasında artan çete şiddeti, enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar, sağlık sistemi ve göç politikası yer alıyor. İsveç Demokratları, suç oranlarındaki artışı göçmen karşıtı söylemlerle birleştirerek seçmen desteğini artırmayı hedefliyor. Sol blok ise refah devleti uygulamalarını güçlendirme ve iklim politikalarında daha cesur adımlar atma vaadinde bulunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsveç'teki seçim, sadece ülke içi dinamikler açısından değil, Avrupa ve NATO bağlamında da yakından takip ediliyor. İsveç, Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin ardından tarihi bir kararla NATO üyeliğine başvurmuş ve 2024 yılında ittifaka katılmıştı. Yeni hükümetin NATO içindeki tutumu, özellikle savunma harcamaları ve ABD ile ilişkiler açısından belirleyici olacak. İsveç Demokratları, NATO üyeliğine başlangıçta mesafeli yaklaşmış olsa da süreç içinde desteğini açıklamıştı. Ancak partinin AB karşıtı çizgisi ve göç politikaları, Brüksel ile Ankara arasında dengeleri etkileyebilir.
Avrupa genelinde aşırı sağ partilerin yükselişi dikkat çekiyor. Fransa'da Ulusal Birlik, Almanya'da AfD, İtalya'da Meloni hükümeti ve şimdi İsveç'te SD'nin hükümette yer alması, kıta siyasetinde sağa kayışın bir göstergesi olarak yorumlanıyor. Bu durum, AB'nin göç ve iklim politikalarında iç çekişmeleri derinleştirebilir. Özellikle Türkiye'nin AB üyelik süreci ve mülteci mutabakatı gibi konularda İsveç'in pozisyonu önem taşıyor. İsveç, geçmişte Türkiye ile yaşanan PKK/YPG tartışmalarında zaman zaman gerilim yaşamış, NATO üyelik sürecinde Türkiye'nin onayını alabilmek için adımlar atmıştı.
Seçim sonuçları, İsveç'in iklim politikalarını da etkileyecek. Sol blokun zaferi, yeşil dönüşümde daha iddialı hedefler anlamına gelirken, sağ blokun kazanması durumunda nükleer enerjiye ağırlık verilmesi ve karbon vergilerinde esneme bekleniyor. Bu da Avrupa Yeşil Mutabakatı'nın geleceği açısından sinyal niteliğinde.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsveç'teki seçim, Türkiye'nin NATO içindeki dengeleri ve AB ile ilişkileri açısından dolaylı da olsa önem taşıyor. İsveç, NATO üyeliği sürecinde Türkiye'nin onayını alabilmek için PKK/YPG'ye yönelik tutumunu sertleştirme sözü vermiş, ancak uygulamada bazı adımlar atılmıştı. Yeni hükümetin SD'yi içine alması, göç ve güvenlik politikalarında daha katı bir çizgi anlamına gelebilir; bu da Türkiye'nin beklentileriyle kısmen örtüşebilir. Ancak SD'nin AB karşıtı ve İslamofobik söylemleri, Türkiye ile İsveç arasında yeni gerilimlere yol açabilir. Ayrıca İsveç'in savunma sanayii işbirlikleri ve Baltık'taki NATO varlığı, Türkiye'nin bölgesel güvenlik hesaplarını etkileyebilir. Seçim sonucu, Türkiye'nin İskandinavya politikasında yeni bir denge arayışını gerektirebilir.