İsveç'te pazar günü yapılacak genel seçimler, ülkenin siyasi önceliklerinin değiştiğini gösteriyor. Son yıllarda art arda yaşanan krizlerin etkisi azalırken, merkez sol siyaset yeniden revaçta görünüyor. Ancak anketler, aşırı sağın hâlâ ciddi bir oy potansiyeline sahip olduğunu ve göz ardı edilemeyeceğini ortaya koyuyor.
Seçimin Arka Planı
İsveç, uzun süredir istikrarlı sosyal demokrat yönetim geleneğine sahip bir ülke olarak biliniyordu. Ancak son on yılda göç, entegrasyon, çete suçları ve enerji krizi gibi konular siyasetin merkezine yerleşti. 2018 seçimlerinde aşırı sağcı İsveç Demokratları (Sverigedemokraterna) %17,5 oy alarak üçüncü büyük parti olmuştu. 2022 seçimlerinde ise %20,5'e yükselerek sağ blokun en büyük partisi haline geldi ve hükümete destek verdi. Bu seçimde ise ekonomik zorluklar, enflasyon ve NATO üyeliği gibi konular belirleyici olacak.
Başbakan Ulf Kristersson liderliğindeki ılımlı sağ koalisyon, göçü sıkılaştırdı ve suçla mücadelede sert önlemler aldı. Ancak artan hayat pahalılığı ve sağlık hizmetlerindeki aksaklıklar hükümetin oy kaybetmesine neden oldu. Muhalefetteki Sosyal Demokratlar, lideri Magdalena Andersson ile ekonomik adalet ve refah devleti vurgusu yaparak oy toplamaya çalışıyor. Anketler, Sosyal Demokratların %30 civarında oyla birinci parti olabileceğini, ancak tek başına iktidar için yeterli çoğunluğu bulamayacağını gösteriyor.
Seçim kampanyasında öne çıkan konular arasında enflasyonla mücadele, enerji fiyatları, sağlık ve eğitim sistemindeki yatırımlar, göç politikaları ve Ukrayna savaşı sonrası güvenlik politikaları yer alıyor. İsveç'in NATO üyeliği süreci de seçmenin gündeminde. Ülke, Mayıs 2022'de NATO'ya başvurmuş, ancak Türkiye ve Macaristan'ın onay süreçleri nedeniyle üyelik 2024'e sarkmıştı. Yeni hükümetin NATO içindeki rolü ve savunma harcamaları da tartışılıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsveç seçimleri, sadece ülke içi dinamikleri değil, Avrupa'nın genel siyasi iklimini de yansıtıyor. Son yıllarda birçok Avrupa ülkesinde aşırı sağ partiler yükselişte. Fransa'da Marine Le Pen'in partisi, Almanya'da AfD, İtalya'da Giorgia Meloni'nin partisi ve Hollanda'da Geert Wilders'ın PVV'si gibi oluşumlar ya iktidarda ya da iktidara ortak oluyor. İsveç'te de İsveç Demokratları, göç karşıtı söylemi ve sert suç politikalarıyla bu dalgadan besleniyor. Ancak İsveç'te diğer ülkelerden farklı olarak, aşırı sağın yükselişi merkez sağın onlara kapı açmasıyla gerçekleşti. Bu durum, İsveç siyasetinde yeni bir normali işaret ediyor.
Diğer yandan, İsveç'in NATO üyeliği ve Rusya-Ukrayna savaşındaki tutumu, ülkenin dış politikada Batı ittifakına sıkı sıkıya bağlı olduğunu gösteriyor. Seçim sonuçları, İsveç'in AB içindeki pozisyonunu ve Kuzey Avrupa güvenlik mimarisindeki rolünü de etkileyecek. Özellikle savunma harcamalarının artırılması ve AB'nin ortak savunma projelerine katılım konusunda yeni hükümetin yaklaşımı merak ediliyor.
Ekonomik açıdan İsveç, ihracata dayalı bir ekonomiye sahip. Türkiye ile ticaret hacmi 2023'te 4 milyar doları aşmış durumda. İsveç'teki siyasi istikrar ve ekonomi politikaları, Türkiye ile olan ekonomik ilişkileri de dolaylı olarak etkileyebilir. Ayrıca İsveç'te yaşayan yaklaşık 100 bin Türk kökenli seçmenin oyu da bu seçimde belirleyici olabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsveç seçimleri, Türkiye-İsveç ilişkileri açısından önemli bir dönemeçte yapılıyor. İsveç'in NATO üyeliği sürecinde Türkiye'nin onayı belirleyici olmuş, iki ülke arasında terörle mücadele ve iade talepleri konusunda görüşmeler yapılmıştı. Yeni hükümetin, Türkiye'nin hassasiyetlerine nasıl yaklaşacağı ve savunma sanayii iş birliği gibi konularda atacağı adımlar kritik. Ayrıca İsveç'teki seçim sonuçları, Avrupa'daki aşırı sağın yükseliş trendini göstermesi bakımından Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde de yansıma bulabilir. Ekonomik ilişkilerde ise İsveçli yatırımcıların Türkiye'deki istikrar algısı, seçim sonrası dönemde şekillenecek.