Avrupa genelinde siyasi yelpazenin her iki ucunda da radikal hareketlerin destek kazandığı gözlemleniyor. Genç seçmenler için komünizm ve faşizm, artık siyasi tercihlerini belirlemeyen uzak bir geçmişe ait kavramlar olarak görülüyor. Bu bellek kaybı, aşırı sol ve aşırı sağ partilerin oy oranlarını artırmasının arkasındaki temel faktörlerden biri olarak öne çıkıyor.
Radikalizmin Yükselişinin Arka Planı
Avrupa'nın 20. yüzyıldaki totaliter deneyimleri, Soğuk Savaş'ın sona ermesi ve ardından gelen barış dönemiyle birlikte kolektif hafızada giderek silikleşti. Özellikle 2000 sonrası doğan kuşaklar için komünizm, Sovyetler Birliği'nin çöküşüyle birlikte tarihe karışmış bir ideoloji; faşizm ise İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesiyle birlikte yok olmuş bir düşünce akımı olarak algılanıyor. Ancak bu algı, radikal partilerin geçmişlerini yeniden paketlemelerine olanak tanıyor. Örneğin, İtalya'da eski faşist mirasa sahip partiler, kendilerini "muhafazakar" veya "milliyetçi" etiketlerle yeniden tanımlayarak genç seçmenlere ulaşabiliyor. Benzer şekilde, bazı aşırı sol gruplar, komünizmin insan hakları ihlalleriyle anılan geçmişini geri plana iterek ekonomik eşitsizlik ve sosyal adalet söylemleriyle gençlerin desteğini kazanıyor.
Avrupa Birliği'nin temel değerleri arasında yer alan demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları, radikal hareketlerin yükselişiyle birlikte içten içe aşınıyor. Son yıllarda yapılan araştırmalar, gençler arasında otoriter eğilimlerin arttığını ve demokrasiye olan güvenin azaldığını ortaya koyuyor. Ekonomik belirsizlik, işsizlik, göç krizi ve pandemi sonrası yaşanan sosyal sorunlar, radikal söylemlere zemin hazırlıyor. Ayrıca, sosyal medya platformlarında yayılan dezenformasyon ve nefret söylemi, gençlerin siyasi tercihlerini etkileyen önemli bir faktör olarak öne çıkıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Avrupa'daki bu gelişme, sadece kıta içi bir mesele olarak kalmıyor; küresel jeopolitik dengeleri de etkiliyor. Radikal partilerin güçlenmesi, Avrupa Birliği'nin ortak karar alma mekanizmalarını felç edebilir ve transatlantik ilişkilerde gerilime yol açabilir. Özellikle Rusya-Ukrayna savaşı sonrası oluşan güvenlik mimarisinde, Avrupa'nın iç siyasi istikrarsızlığı, NATO'nun güney kanadında ve Doğu Avrupa'da yeni riskler doğurabilir. Ayrıca, aşırı sağ partilerin göç karşıtı politikaları, Türkiye gibi göçmen gönderen ülkelerle ilişkileri de etkileyebilir. Avrupa'da yükselen radikalizm, küresel ticaret ve ekonomi politikalarında da belirsizlik yaratıyor; zira bu partiler genellikle korumacı ve izolasyonist politikaları savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avrupa'da radikal siyasetin yükselişi, Türkiye'nin AB ile ilişkilerini ve bölgesel güvenlik dengelerini yakından ilgilendiriyor. Aşırı sağ partilerin güçlenmesi, Türkiye'nin AB üyelik sürecini ve vize serbestisi gibi konuları olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Avrupa'daki istikrarsızlık, Türkiye'nin ekonomik ve ticari ortaklıklarını da riske atabilir. Türkiye, Avrupa'daki bu siyasi dalgalanmalara karşı dikkatli bir diplomasi izlemeli ve özellikle göç yönetimi konusunda yeni iş birlikleri geliştirmelidir. Avrupa'nın belleğinin zayıflaması, Türkiye için hem tehdit hem de fırsatlar barındırıyor; doğru stratejilerle bu süreç yönetilebilir.