İsveç hükümeti, Brexit'in ardından 458 İngiliz vatandaşının sınır dışı edildiğini veya polis tarafından zorla ülkeden çıkarıldığını doğruladı. Bu açıklama, İngiliz vatandaşlarına yönelik sert uygulamaların eleştirildiği bir dönemde, sınır dışı işlemlerinin ölçeğinin ilk kez kamuoyuyla paylaşılması anlamına geliyor. İsveç makamları, söz konusu işlemlerin Brexit sonrası değişen göç ve vize kuralları çerçevesinde gerçekleştirildiğini belirtiyor.
Brexit Sonrası İngiliz Vatandaşlarının Durumu
Birleşik Krallık'ın 31 Ocak 2020'de Avrupa Birliği'nden resmen ayrılmasının ardından, İngiliz vatandaşları artık AB ülkelerinde serbest dolaşım hakkına sahip değil. Geçiş dönemi 31 Aralık 2020'de sona erdi ve 2021'den itibaren İngilizler, AB ülkelerinde 90 günü aşan kalışlar için vize ve oturum izni almak zorunda kaldı. İsveç, bu yeni düzenlemelere sıkı bir şekilde uyan ülkelerden biri olarak öne çıkıyor. Ülkedeki İngiliz vatandaşları, oturum izni başvurularında yaşanan bürokratik gecikmeler, yetersiz bilgilendirme ve pandemi dönemindeki kısıtlamalar nedeniyle mağduriyet yaşadıklarını dile getiriyor.
İsveç Göçmenlik Dairesi'ne göre, sınır dışı edilenlerin büyük bir kısmı, Brexit sonrası yasal statülerini düzenlemeyi ihmal eden veya başvuruları reddedilen kişilerden oluşuyor. Ancak eleştirmenler, İsveç'in orantısız ve insafsız bir yaklaşım sergilediğini savunuyor. Özellikle uzun yıllardır İsveç'te yaşayan, çalışan ve aile hayatı kurmuş İngilizlerin de sınır dışı edilmesi, kamuoyunda infial yarattı. İnsan hakları örgütleri, kararların bireysel durumlar dikkate alınmadan alındığını ve temyiz süreçlerinin adil yürütülmediğini belirtiyor.
İngiliz hükümeti, konuyla ilgili olarak İsveç makamlarıyla temas halinde olduğunu ve vatandaşlarının haklarını korumak için girişimlerde bulunduğunu açıkladı. Ancak Brexit anlaşması, İngiliz vatandaşlarının AB ülkelerindeki haklarını garanti altına almakla birlikte, her ülkenin uygulama farklılıkları sorunları beraberinde getiriyor. İsveç'in yanı sıra Almanya, Fransa ve Hollanda gibi ülkelerde de benzer sınır dışı vakaları rapor edilmişti; fakat İsveç'in açıkladığı 458 rakamı, bugüne kadar tek bir ülke tarafından paylaşılan en yüksek sayı oldu.
Avrupa'da Göç ve Vize Politikalarında Sertleşme
İsveç'in bu hamlesi, Avrupa genelinde göç ve vize politikalarının giderek sertleştiği bir döneme denk geliyor. Son yıllarda birçok AB ülkesi, düzensiz göçle mücadele gerekçesiyle sınır kontrollerini sıkılaştırdı ve oturum izni ihlallerine karşı daha caydırıcı yaptırımlar uygulamaya başladı. Brexit, bu süreci hızlandıran bir faktör oldu; zira İngiliz vatandaşları artık üçüncü ülke vatandaşı statüsünde değerlendiriliyor ve AB'nin genel göç mevzuatına tabi tutuluyor.
Uzmanlar, İsveç'in tutumunun diğer AB ülkeleri için emsal teşkil edebileceğini belirtiyor. Eğer İngiliz vatandaşlarına yönelik sınır dışı uygulamaları yaygınlaşırsa, bu durum Birleşik Krallık ile AB arasındaki ilişkileri daha da gerilime sokabilir. Öte yandan, İngiltere'nin de AB vatandaşlarına yönelik benzer katı uygulamaları olduğu biliniyor. Karşılıklılık ilkesi çerçevesinde, her iki tarafın da vatandaşlarının haklarını korumak için daha etkin mekanizmalar kurması gerekiyor.
İsveç'teki İngiliz toplumu, kararın gözden geçirilmesi için imza kampanyaları düzenliyor ve yasal yollara başvuruyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşınması muhtemel davalar, konunun hukuki boyutunu daha da derinleştirebilir. Brexit'in yarattığı belirsizlik ortamında, milyonlarca insanın hayatı doğrudan etkilenmeye devam ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsveç'in Brexit sonrası İngiliz vatandaşlarına yönelik sınır dışı uygulamaları, Türkiye'nin AB ile yürüttüğü vize serbestisi diyaloğu ve göç yönetimi politikaları açısından önemli dersler içeriyor. Türkiye, AB ülkelerine seyahat eden vatandaşları için vize kolaylığı talep ederken, benzer şekilde üçüncü ülke vatandaşlarına yönelik tutumların da gözden geçirilmesi gerektiğini savunuyor. İsveç örneği, AB'nin göç konusunda ne kadar katılaşabileceğini ve vatandaşlık haklarının siyasi konjonktüre göre nasıl şekillendiğini gösteriyor. Türkiye, kendi vatandaşlarının yurtdışında maruz kaldığı muamelelerde karşılıklılık ve insan hakları ilkelerini önceliklendirmeli; aynı zamanda AB ile ilişkilerde vize serbestisi sürecini hızlandırmak için diplomatik girişimlerini yoğunlaştırmalıdır. Brexit sonrası oluşan yeni göç dinamikleri, Türkiye'nin Avrupa'daki stratejik konumunu yeniden değerlendirmesini gerektiriyor.