İsveçli gazeteci Martin Gelin, Helen Pidd'e son dört yılda aşırı sağın İsveç siyaseti üzerindeki etkisini ve son genel seçim sonuçlarının bu İskandinav ülkesinin geleceği için ne anlama gelebileceğini anlattı. Podcast'te konuşan Gelin, İsveç'te aşırı sağın yükselişinin ülkenin siyasi dokusunu nasıl değiştirdiğini ve seçmen davranışlarını nasıl etkilediğini tartıştı.
Aşırı Sağın Yükselişi ve Siyasi Etkileri
İsveç, uzun yıllar boyunca istikrarlı sosyal demokrat yönetimi ve açık kapı politikalarıyla tanınan bir ülke olarak biliniyordu. Ancak son on yılda, özellikle göçmen karşıtı söylemleriyle öne çıkan İsveç Demokratları (Sverigedemokraterna) partisinin yükselişi, ülkenin siyasi atmosferini önemli ölçüde değiştirdi. 2018 seçimlerinde yüzde 17,5 oy alan parti, 2022 seçimlerinde yüzde 20,5'e ulaşarak meclisteki ikinci büyük parti konumuna geldi. Bu yükseliş, geleneksel partilerin göç ve entegrasyon politikalarını sertleştirmesine yol açtı.
Martin Gelin, podcast'te aşırı sağın sadece oy oranıyla değil, aynı zamanda söylemleriyle de ana akım siyaseti dönüştürdüğünü vurguladı. Gelin'e göre, İsveç Demokratları'nın göçmen karşıtı tutumu, diğer partilerin de bu konuda daha sert politikalar benimsemesine neden oldu. Örneğin, sosyal demokratlar bile göç konusunda daha kısıtlayıcı bir çizgiye kaydı. Bu durum, İsveç'in geleneksel hoşgörü imajını zedeledi.
Gelin, ayrıca aşırı sağın yükselişinin İsveç toplumunda kutuplaşmayı artırdığını belirtti. Özellikle büyük şehirlerdeki göçmen kökenli nüfus ile kırsal kesimdeki beyaz İsveçliler arasında bir gerilim oluştu. Bu kutuplaşma, günlük yaşamda da kendini gösteriyor; okullarda, iş yerlerinde ve sosyal ortamlarda ayrışma artıyor.
Son Seçim Sonuçları ve Gelecek
2022 genel seçimleri, İsveç siyasetinde bir dönüm noktası oldu. Merkez sağ blok, İsveç Demokratları'nın dışarıdan desteğiyle iktidara geldi. Bu, aşırı sağın doğrudan hükümete girmese de siyasi karar alma süreçlerinde etkili olması anlamına geliyor. Gelin, bu durumun İsveç'in göç politikasında radikal değişikliklere yol açabileceğini ifade etti. Yeni hükümet, göçü sınırlamak ve sınır dışı etme kurallarını sıkılaştırmak gibi adımlar attı bile.
Seçim sonuçları, İsveç'in Avrupa Birliği içindeki konumunu da etkileyebilir. İsveç, geleneksel olarak liberal ve insan haklarına saygılı bir ülke olarak bilinirken, şimdi daha muhafazakar bir çizgiye kayıyor. Bu değişim, AB'nin göç ve iltica politikalarında da yansımalar yaratabilir. Özellikle Türkiye gibi ülkelerle yapılan göç anlaşmalarında İsveç'in tutumu daha katı olabilir.
Gelin, ayrıca İsveç'teki aşırı sağın yükselişinin diğer İskandinav ülkelerine de örnek teşkil edebileceğini belirtti. Danimarka ve Norveç'te de benzer partilerin güç kazandığı göz önüne alındığında, bu trendin bölgesel bir hal aldığı söylenebilir. İsveç'teki gelişmeler, Kuzey Avrupa'da siyasi dengelerin değiştiğini gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsveç'te aşırı sağın yükselişi ve göç politikalarının sertleşmesi, Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren sonuçlar doğurabilir. İsveç, Türkiye'nin AB üyelik sürecinde ve göç konusunda önemli bir aktör. Özellikle 2016 AB-Türkiye göç mutabakatı çerçevesinde İsveç, mülteci kabulünde isteksiz davranabilir. Ayrıca, İsveç'teki Türk diaspora üzerinde aşırı sağın yükselişi, ayrımcılık ve İslamofobi riskini artırabilir. Türkiye, İsveç ile ilişkilerinde bu yeni siyasi gerçekliği dikkate almalı ve diplomatik kanalları açık tutmalı. Öte yandan, İsveç'in NATO üyeliği sürecinde Türkiye'nin onayı kritikti; bu süreçte yaşanan gerilimler, iki ülke arasındaki hassas dengeyi gösteriyor.