İsveç, 11 Eylül 2022 Pazar günü sandık başına gidiyor. Bir zamanlar Avrupa'nın en liberal ve hoşgörülü ülkelerinden biri olarak kabul edilen İsveç'te, aşırı sağcı İsveç Demokratları (Sverigedemokraterna) artık dokunulmaz bir parya olmaktan çıkıp hükümetin kalbinde yer alabilir. Bu seçim, yalnızca İsveç'in siyasi geleceğini değil, aynı zamanda Avrupa'da yükselen aşırı sağ dalgasının ne kadar ileri gidebileceğini göstermesi açısından da kritik önem taşıyor. Almanya'da AfD'nin (Alternatif für Deutschland) kısa süre önce elde ettiği zaferin ardından, İsveç'teki bu seçim Avrupa siyasetinde yeni bir dönemin habercisi olabilir.
İsveç'te siyasi dengeler ve aşırı sağın yükselişi
İsveç, uzun yıllar boyunca sosyal demokrat değerlerin, cinsiyet eşitliğinin, çevre bilincinin ve göçmen dostu politikaların simgesiydi. Ancak son on yılda, özellikle 2015 göç krizi sonrasında, göçmen karşıtı söylemler ve suç oranlarındaki artış endişeleri, İsveç Demokratları'nın oylarını istikrarlı bir şekilde artırmasını sağladı. 2018 seçimlerinde yüzde 17,5 oy alan parti, şimdi yüzde 20 civarında bir oy oranına ulaşmış durumda ve anketlere göre ikinci en büyük parti konumunda. İsveç Demokratları, uzun süre diğer partiler tarafından dışlanmış, "parya" muamelesi görmüştü. Ancak şimdi, merkez sağdaki Ilımlı Parti (Moderaterna), Hristiyan Demokratlar ve Liberaller, aşırı sağı hükümete ortak etmeye sıcak bakıyor. Bu durum, İsveç siyasetinde tarihi bir kırılma anlamına geliyor.
Seçim kampanyası, göç, entegrasyon, suç ve enerji fiyatları gibi konular etrafında şekillendi. İktidardaki Sosyal Demokratlar, Başbakan Magdalena Andersson liderliğinde, aşırı sağın yükselişine karşı bir set çekmeye çalışıyor. Andersson, seçim kampanyasında "İsveç'in ruhunu" koruma vurgusu yaparak, İsveç Demokratları'nı "neo-Nazi kökenli" bir parti olarak nitelendiriyor ve onlarla işbirliği yapmayacağını söylüyor. Ancak anketler, sol blok ile sağ blok arasında başa baş bir yarış olduğunu gösteriyor. Sağ blokun kazanması durumunda, İsveç Demokratları'nın hükümette yer alması veya en azından hükümeti dışarıdan desteklemesi muhtemel. Bu, İsveç'in Avrupa Birliği ve NATO içindeki konumunu da etkileyebilir.
Avrupa'da aşırı sağ rüzgarı: AfD zaferinin gölgesinde
İsveç'teki seçim, Almanya'da AfD'nin son seçimlerde elde ettiği başarıdan sadece bir hafta sonra gerçekleşiyor. Almanya'da AfD, özellikle doğu eyaletlerinde büyük bir oy artışı yakalayarak, ana akım partileri endişelendirdi. Bu durum, Avrupa genelinde aşırı sağın yükselişte olduğunu gösteriyor. İtalya'da Giorgia Meloni'nin liderliğindeki İtalya'nın Kardeşleri partisi iktidara geldi; Fransa'da Marine Le Pen cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ikinci tura kaldı; Macaristan'da Viktor Orban uzun süredir iktidarda; Polonya'da Hukuk ve Adalet partisi yönetimde. İsveç de bu dalgaya katılırsa, Avrupa Birliği içinde göç, iklim ve hukukun üstünlüğü gibi konularda daha büyük çatlaklar oluşabilir.
İsveç Demokratları'nın yükselişi, aynı zamanda Avrupa'daki göçmen karşıtı ve milliyetçi partilerin normalleşmesinin bir göstergesi. Uzun yıllar boyunca ana akım partiler tarafından dışlanan bu partiler, şimdi koalisyon ortağı olarak kabul görüyor. Bu durum, Avrupa'nın siyasi merkezinin sağa kaydığını ve aşırı sağın artık "aşırı" olarak nitelendirilmediğini gösteriyor. İsveç gibi liberal bir ülkede bile bu değişim yaşanıyorsa, Avrupa'da siyasi yelpazenin yeniden tanımlandığını söylemek yanlış olmaz.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsveç'te aşırı sağın yükselişi ve hükümete ortak olma ihtimali, Türkiye-İsveç ilişkileri açısından önemli sonuçlar doğurabilir. İsveç, Türkiye'nin NATO üyeliğine karşı çıkan ve PKK/YPG'ye destek veren bir ülke olarak biliniyor. Aşırı sağın güçlenmesi, İsveç'in Türkiye karşıtı tutumunu daha da sertleştirebilir ve NATO genişlemesini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Avrupa'da yükselen aşırı sağ, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik sürecine ve göçmen anlaşmalarına da zarar verebilir. Türkiye, bu gelişmeleri yakından takip ederek, İsveç ve diğer Avrupa ülkeleriyle ilişkilerinde yeni bir denge politikası izlemek zorunda kalabilir.