Avustralya'da, Hristiyan Kardeşler (Christian Brothers) tarikatına bağlı okullarda cinsel istismara uğrayan mağdurlar, tazminat taleplerini tarikatın varlıklarından faydalanan bir kuruluşa yönlendirmek için hukuki bir girişim başlattı. Victoria Yüksek Mahkemesi'nde görülen davada, mağdurların avukatları, Edmund Rice Education Australia (EREA) adlı eğitim kurumunun, tarikatın mali kaynaklarından yararlandığı gerekçesiyle davalı olarak eklenmesini talep etti. Ancak EREA, bu talebe itiraz ederek davalı olmayı kabul etmedi. Mahkeme, davanın 'Yüksek Mahkeme'ye gitme potansiyeli taşıdığını' belirtti.
Davanın Arka Planı ve Hukuki Süreç
Victoria Yüksek Mahkemesi'nde görülen duruşmada, Yargıç Melinda Richards, davanın 'üzerinde Yüksek Mahkeme yazılı olduğunu' ifade ederek, hukuki karmaşıklığa dikkat çekti. Mağdurlar, Hristiyan Kardeşler'in 19. yüzyıldan bu yana işlettiği okullarda yaşanan istismar olayları nedeniyle tazminat talep ediyor. Ancak tarikatın resmi olarak feshedilmesi ve varlıklarının büyük kısmının EREA'ya devredilmesi, mağdurların doğrudan tarikata dava açmasını zorlaştırıyor.
EREA, Hristiyan Kardeşler'in eğitim misyonunu devralan bağımsız bir Katolik eğitim kurumu olarak faaliyet gösteriyor. Mağdurların avukatı Camille Delaney, EREA'nın tarikatın varlıklarından ve itibarından faydalandığını, bu nedenle tazminat taleplerinden sorumlu olması gerektiğini savundu. EREA'nın avukatları ise kurumun tarikattan ayrı tüzel kişiliğe sahip olduğunu ve geçmişteki istismarlardan sorumlu tutulamayacağını ileri sürdü.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu dava, dünya genelinde benzer istismar skandallarıyla boğuşan dini kurumlar için emsal teşkil edebilir. Katolik Kilisesi'ne bağlı kuruluşlar, özellikle Amerika, İrlanda ve Avustralya'da yıllardır istismar davalarıyla karşı karşıya. Avustralya Kraliyet Komisyonu'nun 2017 tarihli raporu, ülkede dini kurumlarda yaşanan istismarın boyutlarını gözler önüne sermişti. Hristiyan Kardeşler de bu raporda yer alan kurumlar arasındaydı.
Davada, mağdurların EREA'ya yönelmesi, dini kurumların mali yapılanmalarını yeniden düzenleyerek tazminattan kaçma girişimlerine karşı hukuki bir mücadele niteliği taşıyor. Uzmanlar, mahkemenin kararının, benzer durumdaki diğer kurumlar için de bağlayıcı olabileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de dini kurumların istismar davalarıyla ilgili sınırlı sayıda örnek bulunmakla birlikte, bu dava uluslararası hukukta dini kurumların sorumluluğunun sınırlarını belirlemesi açısından önem taşıyor. Türkiye, özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde dini özgürlükler ve kurumsal sorumluluk konularında benzer davalarla karşılaşabilir. Ayrıca, Türkiye'deki bazı vakıf ve derneklerin mali yapılanmaları, bu tür davalarda emsal alınabilecek kararların etkisi altında kalabilir. Küresel adalet arayışının bir parçası olarak görülebilecek bu dava, Türk hukuk sisteminde de dini kurumların hesap verebilirliği tartışmalarına katkı sağlayabilir.