Beşar Esad rejiminin çöküşüyle birlikte Suriye'de oluşan güç boşluğu, İsrailli yerleşimci gruplar için yeni bir fırsat alanı yarattı. Uzun süredir Golan Tepeleri'nin ötesine geçerek Suriye topraklarında kalıcı varlık oluşturmayı hedefleyen bu gruplar, şimdi de Şam çevresindeki stratejik bölgelerde ve güneydeki Dera ilinde "yeni gerçekler" oluşturmaya çalışıyor. Orta Doğu Gözlemevi'nin aktardığına göre, son haftalarda onlarca İsrailli yerleşimci, askeri koruma altında bu bölgelere giderek keşif ve zemin etüdü çalışmaları yürüttü. Bu girişimler, uluslararası hukuka göre yasa dışı kabul edilse de, İsrail hükümetinin zımni onayıyla ilerliyor.
Golan Tepeleri'nden öteye: Yerleşimcilerin stratejik hedefleri
1967'den beri İsrail işgali altında olan Golan Tepeleri, 1981'de fiilen ilhak edilmişti. Ancak yerleşimci hareketler, bu bölgeyle yetinmek istemiyor. "Nahala" ve "Hashomer HaChadash" gibi örgütler, Suriye'nin güney vilayetlerindeki tarım arazileri ve su kaynaklarını hedef alıyor. Özellikle Fırat Nehri'nin kollarından biri olan Yermuk Nehri havzası, verimli toprakları ve stratejik konumu nedeniyle öncelikli bölgeler arasında. Yerleşimciler, buralarda "tarım toplulukları" ve "güvenlik noktaları" kurarak fiili bir yayılma politikası izliyor. Amaçları, uluslararası toplumun tepkisine rağmen, sahadaki dengeleri değiştirmek.
İsrail Savunma Kuvvetleri'nin (IDF) bu girişimlere doğrudan katılmadığı ancak dolaylı destek sağladığı belirtiliyor. Askeri yetkililer, yerleşimci grupların güvenliğini sağlamak için bölgeye ek devriyeler gönderirken, bir yandan da Suriye'deki terör unsurlarına karşı operasyonlar düzenliyor. Bu durum, İsrail'in Suriye'deki askeri varlığını meşru kılmak için kullandığı bir bahane olarak değerlendiriliyor. İsrail, İran ve Hizbullah'ın Suriye'deki varlığını kendisine tehdit olarak göstererek, bu bölgelerdeki operasyonlarını sürdürüyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Uluslararası toplumun tepkisi
İsrail'in bu hamleleri, Arap Birliği ve Birleşmiş Milletler tarafından sert bir şekilde kınandı. BM Güvenlik Konseyi, 497 sayılı kararına atıfta bulunarak, İsrail'in Golan Tepeleri'ni ilhakını tanımadığını ve Suriye'nin toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi gerektiğini vurguladı. Ancak ABD'nin 2019'da Golan Tepeleri'ndeki İsrail egemenliğini tanıması, Tel Aviv'e uluslararası alanda bir nevi kılıf sağladı. Rusya ise Suriye'deki askeri üslerini koruma kaygısıyla İsrail'in bu girişimlerine karşı temkinli bir tutum sergiliyor. Moskova, Şam yönetimiyle iş birliğini sürdürürken, İsrail'le de diplomatik kanalları açık tutuyor.
Bölgesel aktörler arasında en sert tepki İran ve Hizbullah'tan geldi. Tahran, İsrail'in Suriye'deki varlığını "işgal" olarak nitelendirirken, Hizbullah lideri Hasan Nasrallah yaptığı açıklamada, "İsrail'in Suriye topraklarındaki her adımına karşılık verileceğini" söyledi. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ılımlı Arap ülkeleri ise resmi açıklamalarla İsrail'i kınamakla yetindi. Bu durum, Arap dünyasının Suriye konusunda bölünmüş olduğunu gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Suriye'nin toprak bütünlüğüne vurgu yaparak İsrail'in yerleşimci faaliyetlerini kınamıştır. Ancak Ankara'nın asıl kaygısı, bu gelişmelerin PKK/YPG'nin kontrolündeki bölgelere sıçraması ve Türkiye sınırında yeni bir istikrarsızlık yaratmasıdır. İsrail'in Suriye'nin güneyinde kalıcı hale gelmesi, Türkiye'nin kuzeyde yürüttüğü operasyonları ve Astana sürecini dolaylı olarak etkileyebilir. Ayrıca İsrail-İran geriliminin Suriye'de sıcak çatışmaya dönüşmesi, Türkiye'yi sınır güvenliği ve mülteci akını açısından zor durumda bırakabilir. Bu nedenle Türkiye, hem İsrail'le hem de Rusya ve İran'la diplomatik denge politikasını sürdürmek zorundadır.