İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri'nde faaliyet gösteren bir yerleşimci, güney Suriye'deki bir bölgede "gece gündüz" bulunduklarını kabul ederek, buranın "Kutsal Tevrat'a göre İsrail halkına ait" olduğunu iddia etti. Söz konusu açıklamalar, Pazartesi akşamı İsrail Kamu Yayın Kuruluşu (KAN) tarafından yayımlandı. Yerleşimcinin adı verilmezken, bu ifadelerin uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler kararlarına aykırı olduğu vurgulanıyor. İsrail'in 1967'den bu yana işgal altında tuttuğu Golan Tepeleri'ndeki yerleşim faaliyetleri, uluslararası toplum tarafından tanınmıyor ve sık sık kınanıyor.
Gelişmenin arka planı: Golan Tepeleri'ndeki yerleşimci söylemi
İsrail kamu yayıncısı KAN'a konuşan yerleşimci, güney Suriye'deki belirli bir bölgeye atıfta bulunarak, "Biz oradayız, gece gündüz oradayız. Burası Kutsal Tevrat'a göre İsrail halkına aittir" dedi. Yerleşimci, bölgede kalıcı olarak bulunmanın önemine vurgu yaparken, İsrail'in bu topraklar üzerindeki iddialarını dini metinlere dayandırdı. Bu tür söylemler, özellikle İsrail'in aşırı sağcı ve dini milliyetçi kesimleri arasında yaygın olsa da, uluslararası hukuk açısından geçerli bir zemin oluşturmuyor.
Golan Tepeleri, 1967 Arap-İsrail Savaşı sırasında İsrail tarafından işgal edilmiş ve 1981'de tek taraflı olarak ilhak edilmişti. Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 497 sayılı kararı, bu ilhakı tanımamakta ve bölgeyi işgal altındaki Suriye toprağı olarak kabul etmektedir. ABD, 2019 yılında Donald Trump yönetimi döneminde İsrail'in Golan üzerindeki egemenliğini tanıdığını açıklamış, bu adım uluslararası kamuoyunda geniş tepki çekmişti.
İsrail'in Suriye topraklarındaki varlığı, özellikle 2011'de başlayan Suriye iç savaşı sırasında daha da karmaşık bir hal aldı. İsrail, İran ve Hizbullah'ın bölgedeki faaliyetlerini gerekçe göstererek Suriye topraklarında yüzlerce hava saldırısı düzenledi. Ayrıca, geçtiğimiz yıllarda İsrail'in güney Suriye'de sivil yerleşimler kurduğuna dair haberler zaman zaman gündeme gelmişti.
Bölgesel ve küresel boyut: Tevrat referanslı iddiaların yarattığı risk
Yerleşimcinin bu açıklamaları, sadece Suriye'nin toprak bütünlüğüne yönelik bir meydan okuma değil, aynı zamanda bölgedeki tansiyonu yükseltecek bir provokasyon olarak değerlendiriliyor. Suriye hükümeti, İsrail'in işgal politikalarını ve yerleşimci faaliyetlerini sürekli olarak kınamakta, ancak iç savaşın yarattığı zaaflar nedeniyle etkili bir karşılık verememektedir. Öte yandan, İran ve Hizbullah gibi aktörler, İsrail'in bu tür iddialarını bölgede meşruiyet kazanma çabası olarak yorumluyor.
Uluslararası toplum, İsrail'in Golan Tepeleri'ndeki yerleşimci faaliyetlerine karşı çoğunlukla sözlü kınamalarla yetinirken, bazı ülkeler İsrail'e yaptırım uygulanması çağrısında bulunuyor. Avrupa Birliği, İsrail yerleşimlerini uluslararası hukuk ihlali olarak kabul etmekte ve ürünlerinin etiketlenmesini istemektedir. Ancak bu önlemler, yerleşim faaliyetlerini durdurmaya yetmiyor.
Dini referanslarla toprak iddiasında bulunmak, özellikle Ortadoğu gibi hassas bir bölgede, sadece siyasi değil aynı zamanda dini ve etnik gerilimleri de tetikleme potansiyeli taşıyor. Bu tür söylemler, Filistin meselesinde olduğu gibi, bölgede kalıcı bir çözümün önündeki engellerden biri olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Suriye'nin toprak bütünlüğüne verdiği destek ve İsrail'in bölgedeki yayılmacı politikalarına karşı duruşu açısından önem taşıyor. Türkiye, Golan Tepeleri'nin Suriye'ye ait olduğunu savunmakta ve İsrail'in ilhakını tanımamaktadır. Yerleşimcinin dini iddialarla toprak talebi, Türkiye'nin bölgede istikrar ve uluslararası hukuka dayalı bir düzen arayışıyla çelişmektedir. Ayrıca, bu tür söylemlerin bölgesel güvenliği tehdit etmesi ve Suriye'deki krizi derinleştirmesi, Türkiye'nin güney sınırındaki istikrarı doğrudan etkileyebilir. Dolayısıyla Ankara'nın bu tür provokasyonları yakından takip etmesi ve diplomatik kanallardan tepki göstermesi beklenebilir.