İsrail parlamentosunun bir grup aşırı sağcı milletvekili, beraberindeki yüzlerce Yahudi yerleşimciyle birlikte Kudüs'teki Mescid-i Aksa Külliyesi'ne kitlesel bir baskın düzenledi. 13 Ağustos 2023 sabahı erken saatlerde başlayan baskın, İsrail polisinin yoğun güvenlik önlemleri altında gerçekleşti. Baskın sırasında Filistinli ibadetçilerle güvenlik güçleri arasında arbede yaşandı; çok sayıda Filistinli gözaltına alındı. Olay, Müslümanlar için üçüncü en kutsal mekânın statükosuna yönelik ciddi bir ihlal olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin arka planı: Artan gerilimler
Baskının başını çeken isimler arasında, Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'e yakınlığıyla bilinen milletvekilleri yer alıyor. Ben-Gvir, daha önce de Mescid-i Aksa'ya baskın düzenlemiş ve bu tür eylemlerin 'Yahudilerin egemenlik hakkı' olduğunu savunmuştu. Baskın, İsrail-Filistin çatışmasında son aylarda tırmanan gerilimin bir parçası. Ramazan ayı boyunca Mescid-i Aksa çevresinde yaşanan çatışmalar, iki taraf arasındaki gerginliği zaten üst düzeye çıkarmıştı. İsrail hükümeti, aşırı sağcı koalisyon ortaklarının baskısıyla, Filistinlilere yönelik daha sert önlemler alırken, uluslararası toplumdan gelen uyarıları da dikkate almıyor görünüyor.
Baskın sırasında, Kubbetü's-Sahra ve Kıble Mescidi çevresinde İsrail polisinin yoğun güç kullandığı bildiriliyor. Filistinliler, baskını 'savaş ilanı' olarak nitelendirirken, Hamas ve İslami Cihad gibi örgütlerden misilleme tehditleri geldi. İsrailli yetkililerse baskının 'rutin bir ziyaret' olduğunu savunuyor, ancak bu tür girişimler Filistinliler arasında büyük öfkeye yol açıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Uluslararası tepkiler
Mescid-i Aksa'ya yönelik bu son baskın, başta Ürdün, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri olmak üzere birçok İslam ülkesinden sert kınamalar aldı. Ürdün Dışişleri Bakanlığı, baskının uluslararası hukukun açık ihlali olduğunu belirterek İsrail'i kınadı. Suudi Arabistan, 'işgalci güçlerin provokatif eylemlerine' son verilmesi çağrısı yaptı. Mısır ve Türkiye de benzer açıklamalarla İsrail'e tepki gösterdi.
ABD ve Avrupa Birliği ise olayı 'endişeyle' izlediklerini duyurdu ancak somut bir adım atmadı. Birleşmiş Milletler, statükonun korunması gerektiğini vurgulayan bir açıklama yayımladı. Analistler, bu baskının İbrahim Anlaşmaları ve normalleşme sürecini olumsuz etkileyebileceğini, özellikle Suudi Arabistan ile İsrail arasında devam eden normalleşme müzakerelerini zora sokabileceğini belirtiyor. Baskının, Batı Şeria'da yeni bir şiddet dalgasını tetiklemesinden endişe ediliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Mescid-i Aksa'daki statükoyu ve Kudüs'ün İslami kimliğini savunma konusunda hassas bir politika izlemektedir. Bu baskın, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteği yeniden gündeme getirirken, İsrail ile son dönemde gelişen diplomatik ilişkileri test edebilir. Ankara, uluslararası platformlarda statükonun korunması için girişimlerde bulunabilir. Ayrıca, bölgede tırmanan gerilimin Doğu Akdeniz ve enerji güvenliği gibi Türkiye'nin çıkar alanlarını da etkileme potansiyeli bulunuyor. Türk kamuoyunda Kudüs hassasiyeti göz önüne alındığında, hükümetin bu konuda net bir duruş sergilemesi bekleniyor.