İsrail, son yılların en karmaşık güvenlik ve siyasi ortamıyla karşı karşıya. Ülke, bir yandan Gazze'deki askeri operasyonlarını sürdürürken, diğer yandan İran'ın nükleer programı ve bölgesel milis güçleriyle mücadele ediyor. Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyon hükümeti, yargı reformu tartışmaları ve geniş çaplı protestolarla sarsılırken, uluslararası toplumun ateşkes çağrılarına rağmen askeri stratejisini değiştirmeye yanaşmıyor. Bu durum, İsrail'in hem iç cephede hem de dış politikada ciddi açmazlarla karşı karşıya olduğunu gösteriyor.
Gelişmenin Arka Planı
İsrail'in mevcut stratejik açmazlarının kökenleri, 2023'te başlayan ve hala devam eden Gazze çatışmasına dayanıyor. Hamas'ın 7 Ekim'de düzenlediği saldırıların ardından başlatılan askeri operasyonlar, binlerce Filistinlinin ölümüne ve büyük bir insani krize yol açtı. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin olası savaş suçu soruşturmaları ve Güney Afrika'nın Lahey'de açtığı soykırım davası, İsrail'i diplomatik açıdan zor durumda bırakıyor. Öte yandan, İsrail ordusu Hamas'ın askeri altyapısını büyük ölçüde tahrip etmesine rağmen, hareketin lider kadrosu ve gerilla taktikleri hala etkinliğini koruyor. Bu da İsrail'in askeri zafer kazanmasına rağmen siyasi bir çözüm üretemediği eleştirilerini beraberinde getiriyor.
İç politikada ise Netanyahu hükümeti, yargı bağımsızlığını zayıflatan yasa tasarısı nedeniyle toplumun geniş kesimlerinin tepkisini çekiyor. Aylardır süren protestolar, ülkenin demokratik kurumlarına olan güveni sarstı ve ordudaki yedek subayların görev yapmayı reddetme tehditleriyle güvenlik bürokrasisinde endişeye yol açtı. Koalisyon ortakları arasındaki aşırı sağcı partilerin talepleri ise hükümetin manevra alanını daraltıyor. Örneğin, Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in Filistinlilere yönelik sert tutumları, uluslararası toplumla ilişkileri daha da germektedir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail'in stratejik açmazları yalnızca Filistin meselesiyle sınırlı değil. İran'ın nükleer programı, İsrail için varoluşsal bir tehdit olarak görülüyor. Son dönemde İsrail ile İran arasında doğrudan askeri angajmanlar yaşandı; İsrail, Suriye'deki İran hedeflerine düzenlediği hava saldırılarıyla Tahran'ın bölgesel yayılmasını engellemeye çalışıyor. Ancak bu saldırılar, Rusya ve Çin'in de dahil olduğu büyük güçlerin jeopolitik çıkarlarıyla kesişiyor. Moskova'nın Suriye'deki varlığı, İsrail'in operasyon alanını kısıtlarken, Çin'in Orta Doğu'da artan ekonomik nüfuzu da bölgesel denklemleri değiştiriyor. ABD'nin desteğine rağmen, İsrail'in tek taraflı askeri girişimleri uluslararası hukuk açısından meşruiyet sorunu yaratıyor.
Körfez ülkeleriyle normalleşme anlaşmaları (Abraham Accords) İsrail için önemli bir diplomatik kazanım olsa da, Gazze savaşı bu süreci sekteye uğrattı. Suudi Arabistan ile normalleşme müzakereleri, Riyad'ın Filistin devleti kurulması şartına bağlanması nedeniyle askıya alınmış durumda. Bu durum, İsrail'in bölgesel izolasyonunu derinleştiriyor ve uzun vadeli güvenlik stratejisini olumsuz etkiliyor. Ayrıca, İsrail'in su kaynakları, enerji güvenliği ve göç dalgaları gibi konularda bölgesel işbirliğine duyduğu ihtiyaç, siyasi çözümsüzlükle birlikte daha da karmaşık hale geliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'in yaşadığı stratejik açmazlar, Türkiye'nin Orta Doğu politikasını doğrudan etkiliyor. Ankara, Filistin davasına verdiği destek çerçevesinde İsrail'in Gazze'deki operasyonlarını sert dille eleştiriyor ve iki devletli çözümün altını çiziyor. Ancak Türkiye, enerji kaynakları ve bölgesel ticaret açısından İsrail ile ilişkilerini tamamen koparmak istemiyor. İsrail'in iç istikrarsızlığı, Doğu Akdeniz'deki enerji işbirliği projelerini (örneğin Doğu Akdeniz boru hattı) olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, İsrail-İran geriliminin tırmanması, Suriye ve Irak'taki güvenlik dinamiklerini etkileyerek Türkiye'nin sınır güvenliğini tehdit edebilir. Bu nedenle Türkiye, hem insani ilkeler hem de ulusal çıkarlar doğrultusunda İsrail dahil tüm taraflarla diyaloğu sürdürme politikasını izliyor.