İsrail'in Lübnan sınırında oluşturduğu ve deniz yetki alanına da uzanan 'tampon bölge', bölgedeki doğalgaz rezervlerine yönelik uzun vadeli bir kaynak gaspetme girişimi olabileceği endişelerini artırıyor. İsrail güçlerinin Lübnan'ın güneyinde karadan ve denizden genişlettiği bu bölge, özellikle Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının kontrolü açısından kritik bir hamle olarak değerlendiriliyor. Lübnan yönetimi, bu durumun egemenlik haklarını ihlal ettiğini ve bölgesel istikrarı tehdit ettiğini belirtirken, uluslararası toplum da gelişmeyi yakından takip ediyor.
Gelişmenin arka planı
İsrail ile Lübnan arasındaki deniz sınırı anlaşmazlığı, 2022 yılında ABD arabuluculuğunda varılan anlaşmayla kısmen çözülmüştü. Ancak İsrail'in son dönemde Lübnan'ın güneyinde oluşturduğu tampon bölge, bu anlaşmanın ruhuna aykırı olduğu gerekçesiyle Lübnan tarafından sert bir dille eleştiriliyor. İsrail ise bölgenin güvenlik amacıyla oluşturulduğunu ve Hizbullah'ın tehditlerine karşı bir önlem olduğunu savunuyor. Ancak bölgenin deniz yetki alanını da kapsaması, asıl hedefin Kariş ve Kan gaz sahaları gibi zengin doğalgaz yatakları olduğu yönündeki şüpheleri güçlendiriyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Doğu Akdeniz'deki enerji rekabeti, son yıllarda Mısır, İsrail, Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan'ı bir araya getiren EastMed Boru Hattı projesi ile yeni bir boyut kazanmıştı. Ancak Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki hak iddiaları ve Libya ile yaptığı deniz yetki alanı anlaşması, bölgedeki dengeleri değiştirmişti. İsrail'in Lübnan sınırındaki bu hamlesi, sadece iki ülke arasında değil, tüm Doğu Akdeniz enerji jeopolitiğinde yeni bir gerilim dalgası yaratma potansiyeli taşıyor. Lübnan'ın ekonomik krizle boğuştuğu bir dönemde bu durum, ülkeyi daha da zor durumda bırakıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının paylaşımında kendi kıta sahanlığı haklarını koruma konusunda hassas. İsrail'in Lübnan'ın deniz yetki alanına müdahalesi, bölgedeki hukuki emsaller açısından Türkiye'nin çıkarlarını doğrudan etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de Libya ile yaptığı deniz yetki alanı anlaşması, bu tür tek taraflı hamlelere karşı bir denge unsuru olarak öne çıkıyor. Ankara, bu gelişmeyi yakından izlerken, bölgesel istikrarın korunması ve uluslararası hukukun üstünlüğü vurgusunu yapması bekleniyor.